Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2019/264 Esas
2022/314 Karar
15/03/2022
“Somut olay değerlendirildiğinde; eldeki dava davalıya temlikte bulunan F1 T.A.Ş. tarafından dava dışı … Ltd. Şti. ile davacı hakkında genel kredi sözleşmesine istinaden 100.000TL asıl alacak ve fer’îleriyle birlikte toplam 119.564,81TL alacağın tahsili için Sakarya 2. İcra Müdürlüğünün 2008/9373 takip sayılı dosyasında başlatılan icra takibine karşı davacı tarafça açılan menfi tespit davasıdır. Davacı, ticarî kredi sözleşmesi veya genel kredi taahhütnamesinde şahsı adına müşerek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzasının bulunmadığını iddia etmiş ise de dosyaya aslı sunulan genel kredi taahhütnamesinde müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak davacının isim ve imzası bulunduğu gibi anılan sözleşmenin üçüncü sayfasında da kredi tutarı yer almaktadır. Sözleşme aslının dosyaya sunulması karşısında fotokopi belgedeki farklılık sebebiyle şirket borcundan dolayı geçerli bir kefalet akdinin kurulmadığı sonucuna varmak mümkün değildir.
Sonuç itibariyle; bir belgenin aslı varken fotokopi belgeye dayanılamayacağı gibi, asıl belge ile fotokopi belge arasında farklılık olması durumunda da asıl belgenin dikkate alınması gerekmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; davalı tarafça dosyaya sunulan asıl sözleşme belgesindeki yazılar ile fotokopi belgedeki yazıların farklı olduğu, davacının temsilcisi olduğu şirketin kredi borcundan dolayı kefil olarak borçlu olmasının miktarı bilmesiyle geçerli olabileceği, ancak bu kısımların sonradan doldurulduğunun asıl sözleşme belgesiyle fotokopi olarak sunulan belgedeki farklılıktan anlaşıldığından kefilin sonradan doldurulan sözleşme nedeniyle kefaletinin geçerli kabul edilemeyeceği, kefalet limitinin yazılı olduğunu gösterir bir sözleşmenin varlığından söz edilemeyeceği gerekçesiyle direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüşse de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. Hâl böyle olunca tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki delillere, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.”

