Yargıtay Ceza Genel Kurulu
2011/82 Esas
2011/182 Karar
20/09/2011
“Sanığın yerleşim yeri içerisinde ve cadde üzerinde tabanca ile havaya ateş etmesi eylemi, yerel mahkemece 5237 sayılı TCY’nın 170. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi kapsamında değerlendirilmiş, ancak suçta kullanılan tabancanın ve bu tabancaya ait boş kovanların ele geçirilememesi ve sanık savunmaları ile tanık beyanları karşısında, söz konusu tabancanın gerçek mi, yoksa kuru sıkı mı olduğu hususu kuşkuya yer vermeyecek şekilde kesin ve inandırıcı delillerle kanıtlanamamış olduğundan 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçundan beraatine hükmolunmuştur.
Amacı, maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden sağlamak olan ceza yargılamasının en önemli ilkelerinin birisi de “in dubio pro reo” yani “kuşkudan sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın cezalandırılması bakımından gözönünde tutulması gereken herhangi bir soruna ilişkin kuşkunun, sanığın yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, bir suçun gerçekten işlenip işlenmediği konusunda kuşku belirmesi halinde uygulanacağı gibi, işlenmiş ise gerçekleştirilme biçimi bakımından da geçerlidir. Gerçekleşme şekli kuşkulu ve tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanamaz.
Sanığın aşamalarda tutarlılık gösteren savunmaları, şikâyetçi ve tanık beyanları ile dosya kapsamı birlikte değerlendirilip, olayda kullanılan tabanca ve boş kovanın ele geçirilemediği hususu da göz önünde bulundurulduğunda sanığın eylemini ateşli silahların tüm fonksiyonlarına sahip gerçek bir silah ile gerçekleştirdiği hususu, her türlü kuşkudan uzak, kesin ve inandırıcı delillerle kanıtlanamamıştır. Bununla birlikte 6136 sayılı Yasa kapsamındaki ateşli silahlarla benzer özellikleri taşıdıklarından hareketle, gaz ve ses fişeklerini patlatmada kullanılan ve kuru sıkı tabir edilen tabancalarla da genel güvenliği tehlikeye sokma suçunun işlenebileceğini kabule olanak bulunmamaktadır. Bu itibarla, sanığın genel güvenliği kasten tehlikeye sokma suçundan cezalandırılmasına ilişkin yerel mahkeme hükmü ile bu hükmü onayan Özel Daire kararı isabetli olmadığından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.”

