Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2019/801 Esas
2022/1220 Karar
04/10/2022
“6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) uyarınca tanık delili takdiri delildir. Aynı kanunun “Delillerin değerlendirilmesi” başlıklı 198. maddesine göre “kanuni istisnalar dışında hâkimin delilleri serbestçe” değerlendirebileceği açıklanmıştır. Burada hâkimin; tanık delili altında yer alan beyanları hükmün gerekçe bölümünde serbestçe takdir ederken, sadece kendi vicdani kanaatinden bahsetmesi yeterli olmayıp ayrıca dinlenen tanığın ifadesinin, hangi nedenlerle hükme esas alınıp alınmadığını da belirtmesi gerekmektedir. Başka bir olayda da Hukuk Genel Kurulu 20.02.2013 tarihli ve 2012/9-843 E., 2013/253 K. sayılı kararında bu hususu “….sıklıkla başvurulan delillerden biri olan tanık beyanı, takdiri bir delildir, hâkimi bağlamaz ancak hâkim, tanık beyanını serbestçe takdir ederken sadece vicdani kanaati ile karar veremez. Tanık beyanları yönünde ya da aksine hüküm tesis edilmesi durumunda, tanık beyanının neden kabul edildiği ya da edilmediği açıklanmalıdır,…” şeklinde açıklamıştır.
Bu açıklamalar kapsamında eldeki davaya gelince; Mahkemece, boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin güven sarsıcı davranışlar sergilediği, eşinin ailesi ile görüşmesini istemediği ve davacının ailesine soğuk davrandığı, ayrıca 23.10.2015 tarihinde eşlerin yakın akrabaları arasında gerçekleşen “kasten adam öldürme ve yaralama suçları” nedeniyle taraf yakınlarının darp ve ölüm ile sonuçlanan olaya karıştıklarının anlaşıldığı, hâl böyle olunca somut olaydaki evliliğin devamında eşlerin ve ortak çocukların korunmaya değer bir yararının kalmadığı, boşanmayı kabul etmeyen davalının evlilik birliğinin devamı için bir gayretinin bulunmadığı gibi aileler arasında yaşanan olaylar göz önüne alındığında tarafların yeniden bir araya gelerek evlilik birliğini devam ettirmelerinin mümkün olmadığı gerekçesiyle tarafların boşanmalarına karar verilmiş, Özel Daire ise tanık beyanlarının görgüye dayalı olmadığı gerekçesiyle hükme esas alınamayacağını belirtilerek kararı bozmuştur.
Dosyaya yansıyan olaylar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; tarafların 20.04.2014 tarihinde evlendikleri, ortak iki çocuklarının bulunduğu, evlilik süresince eşlerin İngiltere’de yaşadıkları, Türkiye’ye nadiren geldikleri, İngiltere mahkemelerince eşler arasında yaşanan sorunlar nedeniyle davacı ve çocuklar yararına koruma kararı verildiği, dosyada mevcut 26.05.2015 tarihli tutanaktan anlaşıldığı üzere davacı ve çocukların İngiltere Devleti’nin yardımıyla geçindiği ve Devlet tarafından kirası karşılanan evde yaşadıkları, tüm bunların yanında, davacının gelinleri olan tanıklar … ve …’ın birbiri ile uyumlu beyanlarından “eşlerin Türkiye’ye geldiklerinde davalının davacıyı ailesi ile görüştürmediği, gördükleri zamanlarda da davacının ağlayarak yaşadığı sıkıntıları” anlattığı, davacının annesi olan tanık …’ın “bu olay nedeni ile aileler arasında kasten adam öldürme ve yaralama suçlarının işlendiğini ve olay nedeni ile de tutuklu olduğunu” beyan ettiği anlaşılmaktadır. Bu hâliyle; somut olayda evlilik birliği eşler yönünden ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığı gibi evlilik birliğinin devamında korunmaya değer bir yararın da kalmadığı belirgin olup, İlk Derece Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin direnme kararı yerindedir.”

