Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2021/182 Esas
2022/1456 Karar
08/11/2022
“556 sayılı KHK’nın 8/4 maddesi; “marka, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu daha önce yapılmış bir markanın aynı veya benzeri olmakla birlikte, farklı mallar veya hizmetlerde kullanılabilir. Ancak, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın, toplumda ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarına zarar verebileceği veya tescil için başvurusu yapılmış markanın ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabileceği durumda, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu daha önce yapılmış bir marka sahibinin itirazı üzerine, farklı mal veya hizmetlerde kullanılacak olsa bile, sonraki markanın tescil başvurusu red edilir.” hükmünü haizdir. Görüldüğü üzere anılan maddede bir markanın tescil edilmiş veya tescil için başvurusu daha önce yapılmış bir marka ile aynı veya benzer olmasına rağmen, farklı mallar veya hizmetlerde kullanılabileceği açıkça vurgulanmış, ancak tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın, toplumda ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarına zarar verebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde farklı mal veya hizmetlerde kullanılacak olsa bile, sonraki markanın tescil başvurusu ret edilebilecektir.
Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalı … tarafından 24.06.2014 tarihinde “X5” ibaresinin marka olarak tescili istemiyle TÜRKPATENT’e başvuruda bulunulduğu, tescil kapsamında 35 ve 41. sınıf hizmetlerden bazılarının yer aldığı, başvurunun ilan edilmesi üzerine davacı tarafından “X1” ve “X2” ibareli markaları dayanak gösterilerek itirazda bulunulduğu, itirazın Markalar Dairesince reddi üzerine yeniden inceleme isteminin de YİDK tarafından reddedildiği ve başvurunun 18.11.2015 tarihinde tescil edildiği anlaşılmaktadır. Dosya kapsamından davalı başvurusu kapsamında yer alan mal ve hizmet listesinin davacı markalarının mal ve hizmetleri ile aynı olduğu görülmektedir. Bu durumda 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi gereğince davacı markaları ile davalı başvurusunun işaret itibariyle iltibas yaratacak kadar benzer olup olmadığının irdelenmesi gerekmektedir.
Davalı başvurusu, beyaz zemin üzerine siyah renkli büyük ve küçük harflerle yazılmış “X3 Coaching International” ibaresinden oluşmaktadır. Başvuruda yer alan “Coaching International” ibaresi “X3” ibaresinin altına görece oldukça küçük şekilde yazılmış ve “X3” ibaresi ön plana çıkarılmıştır. Ayrıca “X3” ibaresindeki “O” harfi oldukça büyük şekilde yazılarak bu harfin markada şekil unsuru olarak görülmesi sağlanmıştır. Davacı markalarında da beyaz zemin üzerine siyah renkli büyük ve küçük harflerle yazılmış “X1” ve “X2” ibareleri asıl unsur olarak yer almakta ve bu ibarelere muhtelif tali unsurlar eklenmek suretiyle seri markalar oluşturulduğu görülmektedir.
Öte yandan davalı başvurusunda olduğu gibi davacı markalarında da “O” harfi diğer harflere göre daha büyük yazılarak dikkati üzerine çekmektedir. Dolayısıyla taraf markalarında “X1” ibaresi asıl unsur olarak yer almakta ve davalının “X3 Coaching International+Şekil” ibareli başvurusu davacının markalarının asıl unsuru olan “X1” ibaresini aynen içermektedir. Davalı başvurusunda bu ibarenin sonunda yer alan “W” harfi ve diğer eklemeler markaya yeterli düzeyde ayırt edicilik katmamaktadır. Hatta davalı başvurusunun davacı şirketin seri markalarından biri olduğu intibaı uyanmaktadır. Gerçekten de “W” harfi ve diğer eklemeler nedeniyle davalı başvurusu ile davacı markaları aynı veya ayırt edilemeyecek derecede benzer sayılmazlar ise de, genel intiba, görünüm, okunuş ve anlam olarak davalı başvurusu ile davacının “X2” ibareli markaları arasında oldukça yüksek, davacının “X1” ibareli markaları ile ise orta düzeyde benzerlik bulunduğu kuşkusuzdur.
Bu nedenle ortalama tüketici nezdinde taraf markalarında yer alan ibarelerin anlamlarının bilinmesinin mümkün olmadığı, anlamı bilinmeyen ibarelerin ayırt edicilik düzeyinin daha yüksek olacağı, genel ve bütüncül bakış açısı itibariyle taraf markalarının karıştırılma ihtimalinin yüksek olduğu, markalar arasında en azından ticari, ekonomik ve idari bir bağlantı bulunduğu algısının oluşabileceği, ayrıca davalı markasının davacının seri markası olarak algılanabileceği kabul edilmelidir. O hâlde mahkemece, yukarıda belirtilen hususlar gözetilerek markalar arasında 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi anlamında benzerlik bulunduğu kabul edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.”

