Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2020/728 Esas
2022/237 Karar
01/03/2022
“Davacı TMK’nın 331. maddesi uyarınca ortak çocuk yararına hüküm altına alınan iştirak nafakasının büyümekte olan çocuğun ihtiyaçlarını karşılamaya yetmediğini ve davalı babanın kazancına göre miktarın az olduğunu ileri sürerek nafakanın arttırılmasına karar verilmesini talep etmiş, davalı ise yasal süresi içerisinde sunmuş olduğu cevap dilekçesinde karar tarihinden itibaren değişen bir durumun olmadığını, her iki tarafın da ekonomik ve sosyal durumlarının bir birine denk olduğunu, ayrıca çocuğun tüm ihtiyaçlarını karşıladığı iddialarıyla davanın reddini savunmuştur. Her iki tarafın da “iddia ve savunmalarına dayanak” ekonomik sosyal durumlarına ilişkin üçer tanık bildirdiği anlaşılmakta olup, bilindiği üzere kişinin ekonomik sosyal durumu, diğer delillerin yanında takdiri delil olan “tanık delili” ile de ispatlanabilir.
Yukarıda ayrıntıları ile açıklandığı üzere, hukukî dinlenilme hakkı; sadece belli bir yargılama için ya da yargılamanın belli bir aşaması için geçerli olan bir ilke olmayıp, tüm yargılamalar için ve yargılamanın her aşamasında uyulması gereken bir ilkedir. Bu çerçevede gerek çekişmeli ve çekişmesiz yargı işlerinde gerekse bu yargılamalarla bağlantılı geçici hukukî korumalarda, icra takiplerinde, tahkim yargılamasında, hatta hukukî uyuşmazlıklarla ilgili yargılama dışında ortaya çıkan çözüm yollarında, her bir yargılama, çözüm yolu ve uyuşmazlığın niteliğiyle bağlantılı şekilde hukukî dinlenilme hakkına uygun davranılmalıdır.
Somut olayda, mahkemece; ortak çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderlerinin belirlenmesi, velâyet sahibi anne ile bu hakkın sahibi olmayan babanın durumlarında bir değişiklik olup olmadığının tespit edilmesi, her iki tarafın da ekonomik sosyal durumlarının titizlikle değerlendirilmesi ve tarafların dinletmek istedikleri tanıkları dinlendikten sonra varılan kanaat neticesinde ortak çocuk yararına nafaka miktarının yeniden belirlenmesi gerekirken, tarafların ileri sürdüğü ve karara etkili olabilecek tanıklar dinlenmeksizin dava kesin olarak çözümlenerek sonuçlandırılamaz. Çünkü yeterli olmayan kanıtlara bakılarak ve taraflar duruşmaya çağrılmaksızın davanın sonuçlandırılması, maddi gerçeğe aykırı olarak karar verilmesine yol açabilir. Nitekim benzer ilkeler Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.06.2013 tarihli ve 2013/18-18 E., 2013/891 K. ile 08.14.2019 tarihli ve 2017/8-1921 E., 2019/1000 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir. Açıklanan nedenlerle somut olayda duruşma yapılarak inceleme yapılması zorunlu nitelik taşımaktadır. Ayrıca duruşma yapılması yukarıda açıklanan hukukî dinlenilme hakkının da bir gereğidir. Yerel mahkemece, HMK’nın 320/1. maddesi gerekçe gösterilerek duruşma açılmadan dosya üzerinden karar verilmesi hukuka uygun kabul edilemez. Hâl böyle olunca; Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.”

