Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2019/805 Esas
2022/123 Karar
15/02/2022
“Somut olay değerlendirildiğinde; davacı, TMK’nın 218 ilâ 241. maddeleri arasında düzenlenen edinilmiş mallara katılma rejimi hukuksal sebebine dayanarak açtığı alacak davasını, üçüncü kişi konumundaki “K1 adına kayıtlı olan dava konusu taşınmazın kredi ile satın alındığı ve tüm kredi ödemelerinin davacı tarafından ifa edildiği” iddiasıyla malik olmayan eş …’a karşı yöneltmiştir. Davalı eş ise dava konusu evin annesine ait olduğunu, evin kredi çekilerek alındığını, kendilerinin de evde kira vermeden oturduklarını, bu sebeple kredi ödemelerine katkıda bulunduklarını savunmuştur. Dosyada mevcut tapu kayıtlarına göre; dava konusu taşınmazın; dava dışı K2 adına kayıtlı iken 26.11.2010 tarihinde satış yolu ile dava dışı K1 adına, K1 tarafından ise 19.03.2015 tarihinde yine satış yolu ile dava dışı K3 adına tescil edildiği hususu tartışmasızdır. Dolayısıyla davacı; edinilmiş mal olduğunu iddia ettiği dava konusu evin, davalı eşi tarafından evlilik birliği içerisinde karşılığını vererek mülkiyetini elde ettiğini kanıtlayamamıştır. Dosyada davalı tarafından, davacının iddiasını ispatlar nitelikte mal rejiminin devamı süresince eşinin katılma alacağını azaltma kastıyla yaptığı bir devir de bulunmamaktadır. Hâl böyle olunca, dava dışı üçüncü kişinin mal varlığına yapılan katkının, TMK hükümleri uyarınca mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan gerek değer artış payı davası gerekse artık değere katılma davası çerçevesinde değerlendirmek suretiyle davalıdan talep edilemeyeceğine ilişkin verilen direnme kararı yerindedir.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, taşınmaz üçüncü kişi adına kayıtlı olsa bile, gerek birbirini doğrulayan tanık beyanları gerekse dava konusu taşınmazın alımında kullanılan kredi taksitlerinin davacı tarafından ödenmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu evin evlilik birliği içinde taraflarca edinildiğinin kanıtlandığı, zira muvazaa iddiasının her türlü delil ile ispatının mümkün olduğu, dolayısıyla aynı yönlere işaret eden Özel Daire bozma kararının yerinde olduğu ve direnme hükmünün bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. O hâlde yerel mahkemenin usul ve yasaya uygun olan direnme kararının onanması gerekmiştir.”

