Yargıtay 6.Ceza Dairesi
2015/1932 Esas
2018/1069 Karar
13/02/2018
“Sanık ikrarı da bir delildir. İkrar; aleyhe hukuksal sonuç doğuran bir olayı doğrulayan sanığın kabullenmesidir. İkrar, tek başına kesin kanıt kabul edilemez. Çünkü bir kimsenin çeşitli nedenlerle ikrarda bulunması olanaklıdır. Yargıç önünde yapılan ikrarın dahi bağlayıcı olabilmesi için başka yan kanıtlarla doğrulanması gerekir. İkrarını geri alan sanığın önceki soyut ikrarına dayanılarak hiçbir zaman mahkumiyet kararı verilemez. İkrar olunan olay yargıç önünde yapılıp, geri alınmayıp yan delillerle desteklendiğinde değerlidir. Başka bir ifade ile kanıtla doğrulanan ikrar değerlidir. Soyut ikrar tek başına yeterli olamaz. Genelde yağma olaylarında tanık yoktur. Bu nedenle mağdurun beyanı ve teşhisi önemlidir. Birebir olayın muhatabı olan mağdurun serbest iradeye yaslı beyanı tutarlı süre gelen niteliğinde ise önde ve üstün niteliktedir. İkrar da dahil hiçbir kanıt tek başına yargıcı bağlamaz.
Hakkındaki mahkumiyet hükmü kesinleşen sanık K2’un, soruşturma aşamasında şüpheli sıfatıyla (avukat hazır bulundurulmadan) kolluk tarafından alınan, hakim önünde yapılan sorgu sırasında “şahit sıfatıyla ifadesinin alınmış olduğunu” ileri sürerek geri aldığı 12.12.2007 günlü ifadesi, bu haliyle kendisi yönünden bir ”ikrar” niteliğinde ele alınabilirse de, sanık … yönünden hukuken ancak bir “ifade” niteliğindedir ve anılan sanık yönünden bağlayıcı olamayacaktır.
Bu nedenle, sanık K2’un 12.12.2007 günlü ifadesinin, yan delille doğrulanmayan soyut suç atma niteliğinde bulunduğunun kabulü ile, sanık … aleyhine yorumlanamayacağı dikkate alındığında; Sanığın, yüklenen suçu işlemediği yönündeki savunmasının aksine, mağdur …’ya karşı yağma suçunun gerçek failinin sanık olduğu yönünde kuşkudan uzak kesin, inandırıcı delil elde edilemediği gözetilmeden, kesin bir kanaat vermekten uzak varsayıma dayalı olarak, yerinde ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması hukuka aykırıdır.”

