Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2019/753 Esas
2022/640 Karar
17/05/2022
“Somut uyuşmazlıkta; davalı vekili tarafından faturalara dayalı alacağa istinaden başlatılan icra takibinde davacı borçlunun vekili vasıtasıyla yetkiye ve borca itirazı üzerine yetkisiz icra dairesinde takip yapılması sebebiyle icra müdür yardımcısının takibin yetki yönünden durdurulmasına karar verdiği, alacaklı olan davalı vekilinin dilekçesiyle dosyanın yetkili icra dairesine gönderilmesini talep etmesi üzerine gönderilen yetkili icra dairesince yeni ödeme emri tebliğinin vekâletname sunan borçlu vekiline yapılmayıp doğrudan asıla yapıldığı, takibe süresinde itiraz edilmemesi ile takibin kesinleştiği, devamında alacaklı vekilinin haciz talebinin icra müdür yardımcısı tarafından uygun görülmesi üzerine borçlu adresinde haciz uygulandığı fakat haczedilen malların muhafaza altına alınmayarak borçluya yediemin olarak bırakıldığı, sonrasında borçlu tarafından yapılan şikâyet üzerine borçlu asıl hakkında düzenlenen ödeme emrinin ve yapılan haciz işleminin iptaline karar verildiği görülmüştür. Bu şikâyet sonrası verilen karar ile icra takibindeki ödeme emri ve yapılan haciz işleminin iptali gerçekleştirilmiş, icra müdürlüğünce yapılan hatalı işlemler düzeltilmiştir.
Tebligat Kanunu’nun “Vekile ve kanuni mümesile tebligat” başlıklı 11. maddesinin birinci cümlesindeki “Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır” düzenlemesi karşısında yetkisiz icra dairesinde yapılan takibe vekâletname sunarak itiraz edilmesinden dolayı dosyanın gönderildiği yetkili icra dairesinde tebligatların vekile yapılması gerekirken asıla yapılması yerinde değil ise de; bu durum icra takibini yapan alacaklının ağır kusur veya kötü niyetinden kaynaklı olmayıp dosyanın gönderildiği icra dairesi davalı alacaklının herhangi bir talebi olmaksızın borçlu asıla tebligat çıkartmıştır. Yetkisiz icra dairesinin dosyanın yetkili icra dairesine gönderilmesine yönelik 03.04.2015 tarihli gönderme yazısında borçlu vekilinin adı yer almaktadır. Buna rağmen icra müdürlüğü yeniden hazırladığı ödeme emrinde vekile yer vermeksizin sadece borçlunun adına yer vermiş ve ödeme emrini de doğrudan borçlu asıla göndermiştir.
İcra dosyasında gerek ödeme emri tebliğinde gerekse haciz yapılması yönündeki talep ve sonrasında gerçekleşen haciz işlemi sırasında davalı alacaklının ağır kusuru ve kötü niyeti bulunmamaktadır. İcra müdürlüğünce yapılan işlemlerden dolayı alacaklıya kusur yüklenmesi mümkün değildir. Sonuç itibariyle; bilerek, kötü niyetli ve ağır kusurlu şekilde haksız hacze sebebiyet vermeyen davalının manevi tazminattan sorumlu tutulması doğru olmamıştır. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; manevi tazminat için ağır kusurun şart olmadığı; somut olayda alacaklı olan davalının manevi tazminat sorumluluğunu gerektirir kusurlu bir eylemi bulunmadığı, sonuç itibariyle kusurlu eylemin yokluğu sebebiyle manevi tazminat koşulları oluşmadığından direnme kararının yerinde olmadığı ve bu değişik gerekçe ile bozulması gerektiği ileri sürülmüş ise de bu görüş, yukarıda açıklanan sebeplerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. Hâl böyle olunca; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki delillere, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.”

