Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2020/284 Esas
2022/1423 Karar
02/11/2022
“Manevi tazminatta takdir edilecek miktar, mevcut durumda elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken, ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Hâkimin özel hâlleri göz önünde tutarak, manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hâkim manevi tazminatın miktarını tayin ederken saldırı teşkil eden eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur oranını, sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate almalıdır. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hâl ve şartların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenler karar yerinde objektif olarak gösterilmelidir. Kanun’un takdir hakkı verdiği hususlarda hâkimin hukuka ve hakkaniyete göre hüküm vereceği TMK’nın 4. maddesinde belirtilmiştir.
Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Az yukarıda açıklanan 22.06.1966 tarihli ve 1966/7 E., 1966/7 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da açıkça vurgulandığı üzere manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi mal varlığı hukukuna dair bir zararın karşılanmasını da amaç edinmediğinden, takdir edilecek miktar, mevcut durumda elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; her ne kadar mahkemece alınan bilirkişi raporlarında estetik ameliyattan sonra oluşan komplikasyonun davalı hastanenin ve doktorun kusurundan ileri gelmeyip, doğal olarak geliştiği belirtilmiş ise de; olayın gelişim biçimi, dosyada bulunan belge ve deliller ile tanık beyanları ve tüm dosya kapsamına göre oryantal olarak eğlence sektöründe çalışan davacının kazancını fiziksel görünümüyle bağlantılı olan oryantallik mesleğinden sağladığı ve fiziksel olarak daha güzel ve estetik görünmek amacıyla operasyon yaptırdığı, ancak davalıların eser sözleşmesi kapsamında edimlerini tam ve eksiksiz ifa etmeyerek ayıplı eser oluşturdukları gibi yapılan estetik müdahale ile amaçlanan sonuç taahhüdünü de gereği gibi gerçekleştiremedikleri, davacının yatarak tedavi gördüğü, sonrasında gelişen enfeksiyon nedeniyle ikinci bir operasyon geçirmek zorunda kaldığı, bu durumun davacı tarafta manevi ve ruhsal olarak çöküntüye sebebiyet verdiği, operasyon sonrası yaşadığı ağrı ve acılarından dolayı ruhî elem ve üzüntüsü hâlen devam eden davacının vücut bütünlüğünde ortaya çıkan komplikasyon ve görüntü bozukluğuna sebebiyet verilmesinin davalılara izafe edilebilecek kusurlu bir davranış olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece tarafların sosyal ve ekonomik durumları, estetik ameliyatın yapıldığı olay tarihinde paranın satın alma gücü, hüküm altına alınacak manevi tazminatın davacının zenginleşmesine, diğer tarafın da fakirleşmesine neden olmaması gerektiği gözetilerek, yukarıda açıklanan kriterler de esas alınmak suretiyle davacıyı tatmin edecek ve zararlarını karşılayacak şekilde 5.000TL’den daha fazla tutarda manevi tazminat takdir edilerek bu miktar üzerinden karar verilmelidir.
Hâl böyle olunca; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki belge ve delillere, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi doğru olmamıştır. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, bilirkişi raporlarında davalı doktorun estetik operasyonu tıp kurallarına uygun biçimde gerçekleştirdiği ve herhangi bir kusuru bulunmadığının tespit edildiği, estetik ameliyattan sonra davalı hastanenin kadrolu doktoru olmayan diğer davalı …’dan gözetim ve denetim yükümlülüğü beklenemeyeceği, davacının ameliyattan sonra hastalanıp tedavi görmesindeki sorumluluğun doktora yüklenemeyeceği, somut olayın özelliğine göre mahkemece hüküm altına alınan 5.000TL manevi tazminatın yeterli olduğu ve direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.”

