Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2023/272 Esas
2024/240 Karar
15/05/2024
“Geçit hakkı tesisinde fedakârlığın denkleştirilmesi ilkesi gereği, alternatifli güzergâhlar içerisinde lehine geçit hakkı tesis edilecek taşınmaz maliki açısından en kısa ve en az giderli olanı değil; aleyhine geçit hakkı tesis edilebilecek taşınmaz malikleri açısından objektif olarak en az külfet yüklenecek ve en az zarar görecek olanının tercih edilmesi gerekir (Hukuk Genel Kurulunun 14.09.2021 tarihli ve 2017/(14)7-1826 Esas, 2021/991 Karar sayılı kararı).
Genel yola çıkmak için davacının ihtiyacını karşılayacak seçenekler belirlenirken taşınmazların fiili durumunun yanı sıra ileride bu taşınmazların kullanılmasında meydana gelecek değişikliklerin de göz önünde tutulması gerekir. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; maliki olduğu 46 parsel sayılı taşınmazın genel yola ulaşım için zorunlu geçit ihtiyacı içerisinde olması nedeniyle davacının 4271 sayılı Kanun’un 747 nci maddesi çerçevesinde komşularından geçit hakkı isteyebileceği konusunda Mahkeme ve Özel Daire arasında anlaşmazlık bulunmamaktadır. İlk karar aşamasında Mahkemece davalı Hazineye ait 45 parsel sayılı taşınmazı üçe böler mahiyetteki yol güzergâhı tercih edilmiş, Özel Daire bu güzergâhın geçitle bölünmezlik ilkesi ile kesintisizlik ilkesini ihlâl ettiğini tespit etmiş ve yeni bir alternatif güzergâhın belirlenmesi gerekliliğine işaret etmiştir. Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda Mahkemenin bilirkişi marifetiyle tespit ettiği ve direnme kararına esas olan güzergâh da Hazine taşınmazını parçalara ayırmaktadır. Mahkeme, taşınmazların fiili kullanım durumları ve coğrafi özellikleri dikkate alındığında davalı taşınmazının bu geçit ile bölünmesinin ekonomik bütünlüğü bozmadığını, belirlenen (diğer komşu parseller sınırı yanından geçen) diğer alternatif yolun eğim ve dönüşler nedeniyle zirai kullanıma uygun geçit niteliği taşımadığı gerekçesine dayanmıştır. Oysaki yukarıda değinildiği üzere zorunlu geçit güzergâhı belirlenirken lehine irtifak tesis edilen taşınmazın ihtiyaçlarının mahiyeti yanında komşuluk hukukunun yarattığı kanuni zorunluluk nedeniyle mülkiyet hakkı kısıtlanacak taşınmazın durumu ve irtifakın bu taşınmaz üzerinde yaratacağı yükün ağırlığı da göz önünde bulundurulmalı, yalnızca lehine geçit hakkı tesis edilen taşınmaz için en elverişli güzergâh değil üzerinde geçit kurulacak taşınmaza en az zararı verecek alternatifler de değerlendirilmelidir. Hâlihazır durumda zeminde kullanılmakta olan bir yolun bulunması, bunun yanı sıra Hazine taşınmazının tesis edilen geçitle bölünmesiyle oluşan krokide C ile işaretli yaklaşık bir dönümlük alanın, kalan yaklaşık 38 dönümlük alandan farklı olarak daha düz olması ve ağaçlandırılmamış, üçüncü kişilerce tarla olarak kullanılıyor olması da tek başına bu yolun tercih edilmesine yeterli kabul edilemez. Zira bir bütün olan davalıya ait taşınmazdaki fiili yol ve sürülmek suretiyle ekim alanı olarak kullanım, fuzuli işgal teşkil eden üçüncü kişilere ait eylemlerle gerçekleştirilmektedir. Gerek bu durum gerekse ileride bu taşınmazın kullanımında meydana gelmesi muhtemel değişiklikler göz önüne alındığında, yüklü taşınmazın parçalara ayrılmasına ve iki ayrı sınırlı taşınmaz doğumuna neden olan hüküm, zorunlu geçit tesis edilirken en az zarar verme ve fedakârlığın denkleştirilmesi yönündeki değerlendirmede, ihtiyaç içinde bulunan taşınmazın daha fazla masraf yapmaması için irtifakın yüklü taşınmaz üzerinde yarattığı ağırlığın göz ardı edilmesi anlamına gelecektir.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmelerde; Mahkemenin uyulan bozma kararı gereklerini yerine getirir şekilde inceleme ve araştırma yaptığı, bilirkişiler eliyle zemindeki alternatif ihtimallerin taşınmaz başında değerlendirildiği, bu değerlendirmede komşu taşınmazların durumu ve bilhassa eğim gibi coğrafi özellikler ile kullanımlarında ekonomik bütünlüğün bulunmayışının göz önünde tutulduğu, hükme esas yolun da bu değerlendirme sonucunda en uygun yer olarak belirlendiği, bu nedenle direnme kararının yerinde olduğu ve sair temyiz itirazları incelenmek üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire kararına uymak gerekirken direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.”

