Yargıtay 3.Hukuk Dairesi
2022/6596 Esas
2022/8635 Karar
09/11/2022
“Avukatın, vekil olarak borçları Türk Borçlar Kanunu 505. md ve devamı maddelerinde gösterilmiş olup, vekil, adı geçen Kanunun 506. maddesine göre müvekkiline karşı vekaleti sadakat ve özen ile ifa etmekte yükümlüdür. Vekil, sadakat borcu gereği olarak müvekkilinin yararına olacak davranışlarda bulunmak, ona zarar verecek davranışlardan kaçınmak zorunluluğundadır. “Özen borcu” ile ilgili Avukatlık Kanununun 34. maddesinde mevcut olan, “Avukatlar, yüklendikleri görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık ünvanının gerektirdiği saygı ve güvene yakışır bir şekilde hareket etmekle yükümlüdürler.” şeklindeki hüküm ise, avukatlık mesleğinin bir kamu hizmeti olması nedeniyle, Türk Borçlar Kanununun 506. maddesinde düzenlenen vekilin özen borcuna göre çok daha kapsamlı ve özel bir düzenlemedir. Buna göre avukat, üzerine aldığı işi özenle ve müvekkili yararına yürütüp sonuçlandırmakla görevli olduğu gibi, müvekkilinin kendisi hakkındaki güveninin sarsılmasına neden olacak tutum ve davranışlardan da titizlikle kaçınmak zorundadır. Aksi halde avukatına güveni kalmayan müvekkilin avukatını azletmesi halinde azlin haklı olduğunun kabulü gerekir. Gerçekten de avukat, görevini yerine getirirken gerekli özen ve dikkati göstermemiş, sadakatle vekaleti ifa etmemiş ise, müvekkilinin vekilini azli haklıdır. Avukatlık Kanununun, 174. maddesinde, “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.” hükmü mevcut olup, bu hükme göre azil işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkil avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir. Dairemizin kökleşmiş içtihatlarına göre haklı azil halinde ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edilebilir. Buna karşılık haksız azil halinde ise avukat, hangi aşamada olursa olsun, üstlendiği işin tüm vekalet ücretini talep etme hakkına sahiptir.
Bu açıklamalardan sonra dava konusu olaya bakılacak olursa; davacı avukatın 21.02.2017 tarihinde davalı şirket temsilcisi tarafından azledildiği anlaşılmaktadır. Bölge adliye mahkemesince azlin haksız olduğu kabul edilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, davalı tarafından ileri sürülen haklı azil sebeplerinden biri de davacı avukatın İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/719 esas sayılı fer’i müdahil olduğu dosyada kendisini temsil ettiği ancak süresinde temyiz talebinde bulunmayarak kendisini zarara uğrattığı bu nedenle de haklı olarak azlettiğine ilişkin beyandır. Mahkemenin hükme esas aldığı 25/10/2019 tarihli bilirkişi raporu ile incelenmesinde, raporun 3. sayfasında; İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/719 E. sayılı dosyasında davanın kabulüne karar verilmiş, hükmün davalı ve fer’i müdahil (bu dosya davalısı) tarafından temyiz edilmesi üzerine, fer’i müdahilin temyiz itirazları süresinde olmadığından, davalının ise temyiz itirazları yerinde olmadığından temyiz isteminin reddedilmiş olduğu görülmüştür. Bu nedenle işbu dosya davalısı (fer’i müdahil) süresinde kararı temyiz etmiş olsaydı, sonuca olumlu bir katkısı olup olmayacağı, diğer bir anlatımla, davalının zararının azalacağı ya da ortadan kalkıp kalkmayacağı öncelikle tespit edilip, sonucuna göre azlin haklı olup olmadığı hususunda bir karar verilmesi gerekmektedir. Hal böyle iken, temyiz süresi kaçırılan yukarıda bahsedilen ilgili dava dosyası incelenmeden azil haksız görülmek suretiyle davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.”

