Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2017/1509 Esas
2020/863 Karar
10/11/2020
“Somut olayda; dört adet bileziğin davalıdan alınarak davacıya aynen iadesine dair Mahkemece verilen ilk karar davalı tarafından temyiz edilmemiş ve bu husus karşı taraf lehine kazanılmış hak doğuracak şekilde kesinleşmiştir. Uyuşmazlık, bu dört adet bileziğin dışında takılan altınlara ilişkindir. İspat külfetinin hangi tarafta olduğu hususunun, yukarıda bahsedilen hukuki düzenleme çerçevesinde çözümlenmesi gerekmektedir. Ziynetin kadına ait olduğu ve kadının yanından ayırmayacağı, giderken de yanında götüreceği karine olmakla birlikte somut olayda, davalı koca altınların bir kısmının alınıp kasaya konulduğunu, bir kısmının da davacının da rızası ile düğün masrafları için harcandığını iddia etmesiyle artık ispat yükünü üzerine aldığının kabulü gerekir. Bu durumda davalı koca söz konusu altınların davacı tarafından geri alınmamak üzere verildiğini ispat yükü altındadır.
Yargılama sırasında dinlenilen tanıklar ile birlikte, davalı tanıkları … ve Fadime Akkaya’nın oluşa uygun olduğu değerlendirilen ifadeleri bir bütün olarak ele alındığında; uyuşmazlık konusu altınların, hemen düğün akşamı, düğünün masraflarını karşıladığı anlaşılan davalının abisine masrafların bedeli olmak üzere davacı ve davalı tarafından birlikte verildiği anlaşılmaktadır. Somut olay itibariyle, davacı ve davalı tarafından üçüncü kişiye masrafların karşılığı olarak verilen altınların iade edilmesi beklentisiyle verildiğinden bahsedilemez. Bu itibarla, davalının, altınların iade edilmemek üzere verildiğini ispatladığının kabulü gerekir.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; tanık beyanlarıyla yalnızca davacının uyuşmazlık konusu altınları rızasıyla verdiğinin ispatlandığı, iade edilmemek üzere verildiğinin ispatlanmadığı, bu nedenle Özel Daire bozma kararının yerinde olduğu ve direnme kararının bozulması gerektiği ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. Hâl böyle olunca; uyuşmazlık konusu altınların davacının rızası ile ve iade edilmemek üzere verildiğinin ispatlandığının kabulüyle verilen direnme kararı yerindedir.”

