Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2021/927 Esas
2022/1617 Karar
29/11/2022
“556 sayılı KHK’nın 8/4 maddesi; “marka, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu daha önce yapılmış bir markanın aynı veya benzeri olmakla birlikte, farklı mallar veya hizmetlerde kullanılabilir. Ancak, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın, toplumda ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarına zarar verebileceği veya tescil için başvurusu yapılmış markanın ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabileceği durumda, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu daha önce yapılmış bir marka sahibinin itirazı üzerine, farklı mal veya hizmetlerde kullanılacak olsa bile, sonraki markanın tescil başvurusu red edilir.” hükmünü haizdir. Görüldüğü üzere anılan maddede bir markanın tescil edilmiş veya tescil için başvurusu daha önce yapılmış bir marka ile aynı veya benzer olmasına rağmen, farklı mallar veya hizmetlerde kullanılabileceği açıkça vurgulanmış, ancak tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın, toplumda ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarına zarar verebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde farklı mal veya hizmetlerde kullanılacak olsa bile, sonraki markanın tescil başvurusu ret edilebilecektir.
Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalı şirket tarafından 11.08.2016 tarihinde “… Medikal Teknik San. ve Tic. Ltd. Şti.” ibaresinin marka olarak tescili istemiyle TÜRKPATENT’e başvuruda bulunulduğu, tescil kapsamında 10. sınıf emtialardan bazılarının yer aldığı, başvurunun ilan edilmesi üzerine davacı tarafından “…” ibareli markaları dayanak gösterilerek itirazda bulunulduğu, itirazın Markalar Dairesince reddi üzerine yeniden inceleme isteminin de YİDK tarafından reddedildiği ve başvurunun 05.01.2018 tarihinde tescil edildiği anlaşılmaktadır.
Dosya kapsamından davalı şirket başvurusu kapsamında yer alan emtia listesinin davacı markalarının mal ve hizmetleri ile aynı/benzer olduğu görülmektedir. Bu durumda 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi gereğince davacı markaları ile davalı başvurusunun işaret itibariyle iltibas yaratacak kadar benzer olup olmadığının irdelenmesi gerekmektedir. Davalı şirket başvurusunun, beyaz zemin üzerine “… Medikal Teknik San. ve Tic. Ltd. Şti.” ibaresinden oluştuğu, “…” ibaresinin mavi harflerle yazıldığı ve öne çıkarıldığı, “Medikal Teknik San. ve Tic. Ltd. Şti.” ibaresinin ise gri harflerle “…” ibaresinin altında çok küçük karakterlerle yazıldığı görülmektedir. Davacı markalarında da beyaz zemin üzerine siyah ve turuncu renkli küçük harflerle yazılmış “dispo” ibareleri asıl unsur olarak yer almakta ve bu ibarelere muhtelif şekil unsurları eklenmek suretiyle seri markalar oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan davalı başvurusu ile davacının 2015/21921 sayılı “dispo+Şekil” ibareli markasındaki “dispo” ibaresinin aynı yazı karakteriyle yazılmıştır.
Dolayısıyla taraf markalarında “dispo” ibaresi asıl unsur olarak yer almakta ve davalının “… Medikal Teknik San. ve Tic. Ltd. Şti.” ibareli başvurusu davacının markalarının asıl unsuru olan “dispo” ibaresini aynen içermektedir. Davalı şirket başvurusunda bu ibarenin önünde yer alan “Me” ibaresi ve diğer eklemeler markaya yeterli düzeyde ayırt edicilik katmamaktadır. Hatta başvuru kapsamında yer alan 10. sınıf emtia da nazara alındığında “Me” ibaresi tüketici nezdinde “medikal” ibaresinin kısaltması olarak algılanacak ve davalı başvurusunun davacı şirketin seri markalarından biri olduğu intibaı uyandıracaktır. Gerçekten de “Me” ibaresi ve diğer eklemeler nedeniyle davalı şirket başvurusu ile davacı markaları aynı veya ayırt edilemeyecek derecede benzer sayılmazlar ise de, genel intiba, görünüm, okunuş ve anlam olarak davalı başvurusu ile davacının “dispo” ibareli markaları ile benzerlik bulunduğu kuşkusuzdur. O hâlde mahkemece, yukarıda belirtilen hususlar gözetilerek markalar arasında 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi anlamında benzerlik bulunduğu kabul edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.”

