Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2020/133 Esas
2022/658 Karar
17/05/2022
“İştirak nafakasında alacaklı, velâyet hakkı kendisine bırakılan kişidir. Nafaka borçlusu ilama bağlanmış borcu, hükümle kararlaştırılan şekilde alacaklıya ödemekle yükümlüdür. Tarafların sonradan borcun üçüncü kişiye ödenmesi hâlini de ifa olarak kabul ettikleri konusunda anlaştıkları iddiası usulüne uygun şekilde ispat edilmedikçe üçüncü kişiye yapılan ödeme nafaka borçlusunu borcundan kurtarmayacaktır.
Anne-babanın çocuklarının daha iyi bir hayata, geleceğe sahip olmaları için gerçekleştirmeye gayret ettikleri maddi harcamaların sınırları gerek kendileri gerekse çocuklarının değişen imkân, istek ve tercihleri çerçevesinde şekillenir. İştirak nafakası ise, yukarıda değinildiği üzere taraflarca belirlenen, bu olmadığı takdirde hâkim tarafından takdir olunan ve miktarı belli bir borçtur. Kişi elbette mahkeme kararına bağlanan nafaka miktarından daha fazlasını çocuğu için ödeyebilir. Ne var ki isteğe bağlı bu harcama nafaka borçlusunu, ihtilâf ortaya çıktığında, tabi olduğu ifa ve ispat koşullarını yerine getirme yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi hukuken sorumlu tutulduğu miktardan fazlasını kendi rızasıyla ödeyen iştirak nafakası yükümlüsü anne ya da baba, ahlakî bir görevin ifası niteliğindeki bu harcamalarının iadesini de isteyemez.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; taraflar 19.06.2012 tarihinde anlaşmalı şekilde boşanmışlar, müşterek çocuğun velâyeti davalı anneye bırakılmış ve davacı babanın (her yıl %10 artışla) aylık 1.000TL iştirak nafakası ödemesine karar verilmiştir. Davalı 23.12.2013 tarihinde … İcra Müdürlüğünün 2013/3591 sayılı ilamlı icra dosyasıyla, birikmiş on dört aylık nafaka bedelinin davacıdan tahsil edilmesini istemiş; davacı ise, takibe konu edilen dönemde çocuğunun özel okulda okuyabilmesi ve davalının bu yöndeki talebi üzerine, iştirak nafakası borcundan çok daha fazlasını nafaka borcuna mahsuben ödediğini ileri sürmüştür. Davalı, bu ödemelerin nafaka borcuna mahsuben gerçekleştirileceği konusunda aralarında bir anlaşma olduğu iddiasını kabul etmemiştir. Bu hâlde ispat yükü davacı üzerine olup davacının ilama bağlanan anlaşmayla belirlenen nafaka borcu yönünden, bu anlaşmayla aynı güçte bir delil ile iddiasını ispatlaması gerekir. Ne var ki delil olarak yalnızca dava dışı okul ve servis yetkililerine yapılan, iştirak nafakası borcuyla ilgili herhangi bir açıklama içermeyen dekontlara ve tanık beyanlarına dayanılmıştır. Bu deliller somut olayda ispata elverişli olmadığından Mahkemece davacının dosya kapsamı itibariyle borçsuzluk iddiasını ispatlayamadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekir.
Diğer taraftan dava tarihinin 16.05.2014 olması gerekirken, direnmeye ilişkin gerekçeli karar başlığında 12.12.2017 olarak gösterilmesi, mahallinde her zaman giderilebilir mahiyette maddi hata teşkil ettiğinden bozma nedeni yapılmamıştır. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.”

