Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2020/40 Esas
2022/380 Karar
24/03/2022
“Somut olay değerlendirildiğinde; davalı tarafından dosyaya sunulan ve davacı sigortalının imzasını da içeren 07.05.2008 tarihli “Hayat Sigortaları Bilgilendirme Formu (Bes+ Kritik Tehlikeli Hastalık Teminatlı Hayat Sigortası)” başlıklı belgede; belgenin 2007 tarihli Bilgilendirme Yönetmeliği’ne istinaden hazırlandığı belirtildikten sonra, B.1. maddesinde sigorta teminatının kapsamı genel olarak belirtilmiş; B.2. maddesinde, teminat kapsamına dahil olan tehlikeli hastalıklar 9 bent hâlinde tek tek sayılmış; İstisnalar başlıklı C. maddesinde ise, “Teminat dışında kalan durumlar için Hayat Sigortaları Genel Şartlarına ve Tehlikeli Hastalık Teminatlı Hayat Sigortası Özel Şartlarına bakınız” düzenlemesine yer verilmiştir. Taraflar arasındaki sigortalılık ilişkisinin uzun süreli olduğu ve dava tarihinde de hâlen devam ettiği yani sigortalılık ilişkisinin her yıl yenilenen poliçeler ile sürdüğü noktasında taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davacı tarafın, davaya konu ettiği rizikonun gerçekleştiği 05.10.2011 tarihi ile bilgilendirme formunun imzalandığı tarih arasında da üç buçuk yıl gibi azımsanmayacak kadar uzun bir süre bulunmaktadır. Bu durumda uzun süredir devam eden sigortalılık ilişkisi ve davacı sigortalının imzalı bilgilendirme formuna rağmen, özel şartlar konusunda bilgilendirilmediği ileri sürülerek tazminat talep etmenin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesi anlamında korunacak bir istek olmadığı kuşkusuz olduğundan mahkemece gerekçeye “sözleşme ve özel şartların yer aldığı eklerin sigortalılara adi posta yolu ile gönderilmiş olması sebebiyle ve 2008 yılında tanzim edilmiş özel ve genel şartların bulunduğu ilk poliçe için teslimat bilgisine ulaşılmasının mümkün olamadığı”na ilişkin beyan dilekçesinin esas alınması da bu yönden hatalıdır.
Hâl böyle olunca, mahkemece taraflar arasındaki sigortalılık ilişkisinin uzun süredir devam ettiği, davacının 2008 yılında imzaladığı bilgilendirme formu ile sigorta teminatı kapsamındaki tehlikeli hastalıklara ilişkin özel şartlar konusunda bilgi sahibi olmasının sağlandığı; somut olayın özellikleri ile sigortalılık ilişkisinin uzun süredir devam ettiği gözetildiğinde, özel şartlara ilişkin basılı belgenin davacıya verilmemiş olmasının, bilgilendirmenin yapılmadığının kabulüne tek başına yeterli olmadığı, davacı tarafın özel şartlar konusunda bilgilendirilmediği yönündeki iddiasının TMK hükümlerine göre hakkın kötüye kullanımı vasfında olduğu dikkate alınarak, taraflar arasındaki poliçe ile poliçeye ilişkin özel şartlar dahilinde, davaya konu edilen zararın sigorta teminatı kapsamında olup olmadığı konusunda gerekli inceleme ve değerlendirme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; uzun süreli olan sözleşme ilişkisi çerçevesinde bilgilendirme yükümlülüğüne uyulmadığı iddiasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu, ancak somut olayın özelliğine ve dava dilekçesindeki talebe göre poliçede yer alan bu şartların delil sözleşmesi niteliğinde kabul edilip HMK’nın 193. maddesi ile birlikte değerlendirilerek poliçede teminat altına alınan kalp krizi riskinin meydana geldiği vakıasının ispatlanıp ispatlanmadığı hususu üzerinde durularak sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinden hükmün bu değişik gerekçe ile bozulması gerektiği ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan gerekçelerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.”

