Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2019/258 Esas
2022/138 Karar
15/02/2022
“Eldeki dava bonoya dayalı menfi tespit istemine ilişkin olup, mahkemece öncelikle vekâletnamede verilen yetkilerin tamamı incelendiğinde işyerinin idaresi hususunda tüm yetkileri içerdiği, vekilin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 547. maddesi gereğince ticarî temsilci kabul edilmesi gerektiğinden vekâletnamesinde açıkça kambiyo düzenleme yetkisi içermese dahi temsilcinin kambiyo düzenleme yetkisinin bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Söz konusu 23.05.2012 tarihli vekâletnameye göre davacı dava dışı …’ı; davacının resmî makam ve mercilerde tam yetkili olarak temsile; ticarî defter ve belgeleri sunmaya; her türlü vergi ve cezalardan dolayı işlem yapmaya; fiş, fatura, gider pusulası gibi belge tasdik veya basım izinlerini almaya; ilgili SSK veya vergi dairesine müracaatta bulunmaya; e-bildirge ve e-beyanname sözleşmelerini imzalamaya; kullanıcı kodu ve kullanıcı kodu zarfını ilgili Kurumdan imza karşılığında teslim almaya; bu konularla ilgili yapılması gereken her türlü yasal işlemleri resmî makam ve merciler önünde yapmaya ve imzalamaya; dava ve takiplerde temsile; ahz-u kabza; sahip olduğu ve sahip olacağı motorlu araçlarla ilgili her türlü işlemi yapmaya; banka hesaplarından para çekmeye, bankadan kredi kullanmaya yetkili kılmıştır.
Borçlar Kanunu’nun 449. maddesi gereğince dava dışı …’ın yukarıda belirtilen vekâletname uyarınca tanınan yetkiler kapsamında davacının ticarî mümessili olduğunun kabulü gerekir. Ayrıca, BK’nın 450. maddesinde belirtildiği üzere ticarî mümessil, iyi niyetli üçüncü kişilere karşı, işletme sahibi adına kambiyo taahhüdünde bulunmaya ve onun adına işletmenin amacına giren her türlü işlemleri yapmaya yetkili olduğundan, davacı ticarî mümessil olan dava dışı … tarafından düzenlenen bonodan dolayı borçlu olmadığını ileri süremez. Zira, ticarî mümessil iyi niyetli üçüncü kişilere karşı işletme sahibi adına kambiyo taahhüdünde bulunma yetkisine sahiptir. Hâl böyle olunca, mahkemenin az yukarıda belirtilen maddi ve hukukî olguları gözeterek karar vermesinde bir isabetsizlik bulunmadığından, usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerekir.”

