Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2020/271 Esas
2022/1341 Karar
19/10/2022
“Nispi (mevsuf) muvazaa, ya sözleşmenin niteliğinde, ya konusunda ve şartlarında ya da tarafların şahsında ortaya çıkabilir. Bu durumda, görünüşteki işlem tarafların gerçek iradesine uygun bulunmadığından, her koşulda geçersizdir. Gizli işlem ise, yasanın o işlem için öngördüğü şekil şartına ve ayrıca herhangi bir sözleşmenin geçerli olabilmesi için aradığı genel geçerlilik şartlarına uygun bulunduğu takdirde geçerli olabilecektir. Diğer taraftan, görünüşteki hukukî işlemin muvazaa nedeniyle geçersiz bulunduğu iddiası, hukuken korunması gereken bir hakkı bulunan üçüncü kişiler tarafından da ileri sürülebilir. Çünkü muvazaalı bir hukukî işlem ile üçüncü kişinin zarara uğratılması, ona karşı işlenmiş bir haksız fiil niteliğindedir. Somut olay yönünden önem taşıyan yön de budur. Görünüşteki işlemin geçerliliği ve ispatı bir şekle bağlı bulunsa bile, üçüncü kişiler muvazaa iddiasını tanık da dâhil olmak üzere her türlü delille ispat edebilirler. Esasen, üçüncü kişiye, tarafı olmadığı bir sözleşmedeki muvazaa olgusunu yazılı delille kanıtlama yükümü getirilmesine hukuken olanak olmadığı gibi 14.02.1951 tarihli ve 1949/17 E, 1951/1 K sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da; “Vakıa ve karinelerden olayda kanunen iyiniyet iddiasında bulunamayacak durumu belirmiş olan kimsenin kötüniyetinin diğer tarafa ispat ettirilmesine artık sebep ve vecih kalmayacağı ve dava hakkının doğumunu sağlayan veya bertaraf eden iyi ve kötüniyetin bu durumda mahkemece resen nazara alınabileceği” kabul edilmiştir.
Bu durumda yasal önalım hakkı sahibinin, tapuda yapılan işlemin tarafı olmadığından tapuda yapılan temliki işlemin muvazaalı olduğu iddiasında bulunabilmesi ve bu iddiasını her türlü delille kanıtlayabilmesi mümkündür. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dava konusu 1560 ada 1 parsel sayılı taşınmazda malik …’ın 1/25 payını 11.03.2015 tarihinde 39.300TL bedelle davalı …’ya sattığı, davalı …’nın da 24.03.2015 tarihinde bu payı …’e 120.000TL bedel karşılığı devrettiği; yine dava konusu 1560 ada 2 parselde malik …’ın 55/2246 payını 12.100TL ve malik … mirasçılarının 256/2246 payı 06.04.2014 tarihinde 70.000TL bedelle davalı …’ya sattığı, davalı …’nın aldığı payları 20.03.2015 tarihinde 150.000TL bedel ile …’e satış yoluyla devrettiği anlaşılmaktadır. Davacı tarafça, davalı … tarafından davalı …’e yapılan satış işleminde ve satış bedelinde muvazaa olduğu iddia edilerek ilk satış bedeli üzerinden önalım hakkı kullanılmak istenmiştir.
Dosya içeriği itibariyle toplanan delillerden ve dinlenen tanık beyanlarından, davalı …’un inşaat kalfası olup, emlakçılık yapan ve inşaat işleri ile uğraşan davalı …’in işlerinde yardımcı olduğu anlaşılmaktadır. Satış tarihlerinin yakınlığı, taşınmazların çok kısa bir sürede çok yüksek bedellerle satış suretiyle temlik edilmeleri, davalı …’in alım gücünün bulunmadığı dikkate alındığında son satışın muvazaalı olduğu, muvazaa olgusunun davacı tarafça ispat edildiği sonucuna varılmıştır. Muvazaa olgusu sabit olduğundan önalım hakkının davalı …’ya yapılan ilk satış bedelleri üzerinden tanınması gerekmektedir. O hâlde; Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.”

