Yargıtay 6.Hukuk Dairesi
2021/3115 Esas
2022/3017 Karar
02/06/2022
“Tasarrufun iptali davaları için geçici hukuki himaye olarak Kanun Koyucu İİK’nın 281/2. maddesi ile ihtiyati tedbir değil, iptale tabi tasarrufun konusunu oluşturan mal üzerine ihtiyati haciz konulmasını öngörmüştür. Tasarrufun iptali davalarında verilen ihtiyati hacizlerden birinin, ilk kesinleşen ihtiyati hacze iştiraki İİK’nın 268. ve 100. maddelerine göre belirlenir. İhtiyati hacizler ise tasarrufun iptali davasının karara bağlandığı tarihte kesinleşir ve bu tarihe göre, sıra cetvelinde yer alırlar, ayrıca İİK’nın 268. maddesi şartlarında, önceki hacizlere iştirak edebilirler.
İstinaf dairesi gerekçesinde, taraflarca açılan tasarrufun iptali davalarında verilen ihtiyati tedbirlerin ihtiyati haciz niteliğinde olduğu ve davaların kabulü ile bu ihtiyati hacizlerin kesin hacze dönüştüğü belirtilmiş ise de yukarıda anılan yasal düzenleme gereği, ihtiyati tedbir kararlarının ihtiyati haciz olarak kabulü mümkün değildir. Ayrıca, şikayet olunanın açtığı tasarrufun iptali davasında, İİK 281/2. maddesi hükmüne dayalı olarak, yeterli teminat da alınarak ihtiyati haciz karar verilmiş olup, bu karar tapu siciline ihtiyati tedbir olarak şerh edilmiştir. Aslalon mahkeme kararı olup, şikayet olunanın tasarrufun iptali davasında ihtiyati haczi bulunduğu ve bu ihtiyati haczin davanın kabulü ile 25.03.2014 tarihinde kesin hacze dönüştüğü anlaşılmıştır.
Sonuç olarak, şikayetçi banka tarafından bedeli paylaşıma konu taşınmaza, tasarrufun iptali davasının kabulünden sonra 10.11.2015 ve 25.01.2016 tarihlerinde kesin haciz uygulandığı, şikayet olunanın kesin haciz tarihinin ise 25.03.2014 tarihi olduğu, satış tarihi itibariyle tarafların hacizlerinin ayakta olduğu, kesin haciz tarihlerine göre, sıra cetvelinde ilk sırada şikayet olunana pay ayrılmasının doğru olduğu, şikayete konu sıra cetvelinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı açıktır. İstinaf başvurusunun, açıklanan bu gerekçelerle esastan reddi gerekirken, yazılı gerekçeyle reddi doğru olmamış ise de, yapılan bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, sonucu itibariyle doğru olan bölge adliye mahkemesi kararının, HMK’nın 370/4. maddesi uyarınca gerekçesi değiştirilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.”

