Yargıtay 6.Hukuk Dairesi
2021/5307 Esas
2022/3586 Karar
27/06/2022
“Davacı tarafından davalı şirket aleyhine 10.10.2014 tarihinde şirkete verilen ödünç paranın tahsili talebiyle ilamsız icra takibi başlatıldığı, takibin iflas takibine çevrildiği, yasal süresi içinde itiraz edilmediği için takibin kesinleştiği, tarafların 17.11.2014 tarihli hisse devir sözleşmesi, senet bordrosu ve aynı tarihli toplantı tutanağı düzenledikleri, toplantı tutanağında davacının şirket üzerine koydurduğu hacizlerin kaldırılması ve davacının davalı şirketten olan 362.647,00 USD cari alacağına karşılık 12 adet senet düzenlendiği, İstanbul Anadolu 9. Ticaret Mahkemesi 2015/1449 E. sayılı dava dosyasında, davacı şirket ve ortaklarının, toplantı tutanağına konu bonodan kaynaklı borcun bulunmadığına ilişkin menfi tespit davası açtıkları, mahkemenin 2017/1147 K. sayılı kararı ile davanın reddine karar verildiği, kararın henüz kesinleşmediği dosya kapsamından anlaşılmıştır. İflas davalarında menfi tespit davasının beklenmesi zorunlu değil ise de davalı şirketin ödeme def’i ile ilgili olarak dosyada alınan 22.01.2018 tarihli bilirkişi ek raporunda taraflarca imzalanan 17.11.2014 tarihli protokolün 2. maddesine göre davacının takibe konu ödünç verdiği para miktarı ile davalı şirketin davacı lehine keşide etmiş olduğu senet bedelleri toplamı, kur farkları da dikkate alındığında birbirini karşılar nitelikte olduğu, 01.07.2016- 01.08.2016 vadeli toplam 60,000 USD’nin ödendiğinin davalı tarafından ispatlanması halinde davacı yana herhangi bir borcunun olmadığı belirtilmiştir. Bu durumda mahkemece davalı şirketin ödeme def’i konusunda takipteki alacakla, senetlere konu alacağın aynı olup olmadığına ilişkin değerlendirme yapılarak gerektiği takdirde yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılarak henüz kesinleşmemiş İstanbul Anadolu 9. Ticaret Mahkemesinin 2015/1449 sayılı dosyası da nazara alınarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. Açıklanan bu nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddi kararı doğru olmamış, istinaf mahkemesi kararı kaldırılarak ilk derece mahkemesi kararının bozulması uygun görülmüştür.”

