Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2019/799 Esas
2022/911 Karar
14/06/2022
“Mahkemece davacıya yemin teklif etme hakkının hatırlatılması için, delil listesinde açıkça yemin deliline dayanılmış olması yeterlidir. Hangi maddi vakıanın çekişmeli olacağı başlangıçta belli olmadığından, davacının dayandığı yemin deliliyle hangi maddi vakıayı ispat edeceğini ayrıca mahkemeye bildirmesi beklenemez. Davacının yargılamanın başında hangi maddi vakıanın yemin deliliyle ispat edileceğini delil listesinde somutlaştırması mümkün olmadığı gibi, HMK’nın 31. maddesinde düzenlenen hâkimin davayı aydınlatma ödevine göre de açıkça yemin deliline dayanan davacıya yemin teklif etme hakkının hatırlatılmasında isabetsizlik bulunmamaktadır. Nitekim aynı hususlara Hukuk Genel Kurulunun 23.11.2021 tarihli ve 2018/(14)7-582 E., 2021/1470 K. sayılı kararında da değinilmiştir.
Somut olayda, davacı ile davalı … arasında yazılı bir inanç sözleşmesi bulunmamaktadır. Davalı tarafından akdi ilişkinin varlığı inkâr edilmiştir. Dava dosyasına yazılı belge sunulmadığı gibi dosyada delil başlangıcı niteliğinde sayılabilecek bir belge de bulunmamaktadır. Yazılı belge ile inanç sözleşmesinin varlığını kanıtlayamayan davacı eldeki davayı HMK’nın yürürlük tarihinden sonra açmış ve 11.06.2012 tarihli dava dilekçesinde açıkça yemin deliline dayanmıştır. Bu durumda, davanın terditli taleplerle açıldığı gözetilerek ilk kademedeki tapu iptali ve tescil istemi bakımından hâkimin davayı aydınlatma ödevi kapsamında davacı tarafa yemin teklif hakkını hatırlatması, burada varılacak sonuca göre son kayıt maliki olan davalı Derneğin TMK’nın 1023. maddesine göre tapu siciline güvenerek iyi niyetli iktisapta bulunan üçüncü kişi konumunda olduğuna dair savunması üzerinde de durulmak suretiyle bir hüküm kurulması, davacının mülkiyete ve buna bağlı bedel istemine yönelik iddiasının bu şekilde dahi ispat edilememesi hâlinde ise terditli diğer talebi değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekmektedir.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; dava tarihinden önce yürürlükten kalkan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 344. maddesinde taraf yemini ve re’sen yemin olmak üzere yeminin iki şekilde düzenlendiği, HMK’nın 227. maddesinde ise sadece bir tarafın karşı tarafa yemin teklifinin öngörüldüğü, buna göre delil listesinde yemin deliline dayanan tarafın iddia veya savunmasına dayanak yaptığı bir vakıayı yemin deliliyle ispat etmek istiyorsa bizzat kendisinin karşı tarafa yemin teklif edeceğini bildirmesi gerektiği, hâkimin ispat yükü kendisine düşen tarafın iddia ve savunmasına dayanak yaptığı vakıaları ispat edememesi durumunda karşı tarafa yemin teklif hakkını hatırlatmasının HMK’nın 25. maddesinde düzenlenen taraflarca getirilme ilkesine aykırı olduğu, hâkimin yemin teklif hakkını hatırlatmasının HMK’nın 31. maddesinde düzenlenen “Hâkimin davayı aydınlatma ödevi” kapsamında da olmayıp iddia ve savunmanın ispatına ilişkin bir husus olduğu, HMK’nın 194. maddesinin ikinci fıkrasına göre tarafların iddia ve savunmasına dayanak yaptıkları vakıaları hangi delille ispat edeceklerini bildirmek zorunda oldukları, yine HMK’nın dava dilekçesinin içeriği başlıklı 119. maddesinin (f) bendinde iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği hususunun dava dilekçesinde, cevap dilekçesinin içeriği başlıklı 129. maddesinin (e) bendinde de savunmanın dayanağı olarak ileri sürülen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği hususunun cevap dilekçesinde gösterilmesi gerektiği, bu nedenle tarafların iddia ve savunmasına dayanak yaptığı vakıalardan bir yada birkaçını veya tamamını doğrudan karşı tarafa yemin teklif etmek suretiyle ispat edeceğini bildirmediği sürece, hâkimin davaya müdahale sayılacak şekilde taraflardan birine karşı yemin teklif etme hakkını hatırlatmasının hâkimin tarafsızlığı ve HMK’nın düzenlediği taraf yemini ile bağdaşmadığı, yerel mahkemece davacı tarafa yemin teklif hakkının hatırlatılmamış olmasının açıklanan bu gerekçe kapsamında yerinde olduğundan dosyanın incelenmek üzere Özel Daireyle gönderilmesi gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. Hâl böyle olunca, yerel mahkemece Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına, bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan ilave nedenlerle uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup, direnme kararı bozulmalıdır.”

