Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2019/466 Esas
2022/1325 Karar
19/10/2022
“Borçlu vekilinin 19.04.2016 tarihinde icra müdürlüğüne sunduğu dilekçesinde, birinci haciz ihbarnamesinde kâr payının ve iş ortaklığının tasfiye ile son bulması hâlinde borçlu şirkete isabet edecek tasfiye payının üzerine haciz konulduğundan bahsedildiğini, adi ortaklıklarda ortaklardan birinin kişisel borçlarından dolayı hakkında icra takibi yapılması hâlinde borçlu ortağın kâr veya tasfiye payı belirlenmeden ortaklığa ait hakedişin (istihkakın) doğrudan haczedilemeyeceğini belirterek … İcra Müdürlüğünün 2014/1055 E. ve 2014/1054 E. sayılı dosyalarındaki hakediş alacaklarına yapılan haczin kaldırılmasını talep etmiştir. İcra müdürünün 25.04.2016 tarihli işleminde; “…dosyanın incelenmesinde borçlunun borcundan dolayı adi ortaklık alacaklarının haczine yönelik herhangi bir haciz işlemi yapılmadığı, aksine müdürlüğümüzce uygulanan tüm haciz işlemlerinde borçlunun muhatap alındığı tespit edilmiş, karar ekinde yer alan Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 2014/ 9341 Esas ve 2014/ 12812 sayılı kararında da anlaşıldığı üzere borçlu şirketin adi ortaklıktaki kâr payı ve tasfiye payının İİK’ nın 89. maddesi mucibince haczi mümkün görüldüğünden, diğer taraftan borçlu vekilinin talebinde değindiği adi ortaklık sözleşmesinin içeriğinin değerlendirilmesi yargılama faaliyetini gerektireceğinden borçlu vekilinin talebinin reddine,…” karar verilmiştir. Borçlu vekili şikâyet yolu ile icra mahkemesine başvurarak … İcra Müdürlüğündeki ortak girişimin alacakları üzerine konan haczin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Türk Borçlar Kanunu’nun 638 maddesinin 2. fıkrası “Ortaklık sözleşmesinde aksine bir hüküm bulunmadıkça, bir ortağın alacaklıları, haklarını ancak o ortağın tasfiyedeki payı üzerinde kullanabilirler.” hükmünü içermekte olup, alacaklılar borçlunun ortağı bulunduğu adi ortaklığın malları (borçlunun o mallardaki elbirliği mülkiyeti payı) üzerine haciz koyduramazlar. Elbirliği ilkesi gereğince adi ortaklığın ortaklıklarının üzerinde serbestçe tasarruf edecekleri bir hisseleri söz konusu değildir. Maddi hukuka göre devredilemeyen haklar haczedilemez ve dolayısıyla paraya çevrilemez. Kamu yararı amacıyla konulmuş maddi hukukun emredici hükümlerini ihlâl eden haciz hükümlerine karşı şikâyet süreye tabi değildir. Fakat bir adi ortaklık ortağının alacaklısı, borçlunun adi ortaklıktaki (tasfiye sonundaki) payına haciz koydurmak zorunda değildir. Alacaklı TBK’nın 630. maddesinin 3. fıkrası uyarınca en az yılda bir defa yapılacak hesap sonucu borçlu ortağa isabet edecek kâr payı üzerine de İİK’nın 89. maddesine göre haciz koydurabilir.
Şikâyetçi borçlu şirketin icra mahkemesine verdiği şikâyet dilekçesinde şahsi borcundan dolayı ortağı bulunduğu adi ortaklığın hak ediş alacağı üzerine haciz konulduğunu, ortak girişimin alacakları üzerine konan haczin kaldırılmasını ileri sürdüğüne göre bu yöndeki haczedilmezlik şikâyeti süreye tabi değildir. Mahkemece işin esasına girilerek şikâyetçi borçlu şirketin ortağı bulunduğu adi ortaklığın üçüncü kişilerde bulunan hakediş alacağının haczinin yapılıp yapılmadığının araştırılarak yukarıda yazılı ilke ve kurallar ışığında oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.”

