Yargıtay 3.Hukuk Dairesi
2023/4061 Esas
2024/817 Karar
28/02/2024
“4721 sayılı Kanun’un 2 nci maddesi hükmü; herkesin haklarını, toplumda geçerli doğruluk dürüstlük ve iş ilişkilerinin gerektirdiği karşılıklı güven anlayışına uygun olarak kullanmasını emreder. Diğer bir deyişle Kanun’un 2 nci maddesinde yer alan dürüst davranma yükümlülüğü “hakların kullanılması” ve “borçların yerine getirilmesinde” söz konusu olur. Hakkın kullanımı ölçütünü, Kanuna göre dürüstlük kuralları verir. Dürüst davranma ise “bir hak sahibinin hakkını kullanırken veya bir borçlunun borcunu yerine getirirken iyi ve doğru hareket etmesi yani dürüst, namuskar, makul, fiilinin neticesini bilen, orta zekalı her insanın benzer hadiselerde takip edecek olduğu yolda hareket etmesi” anlamındadır. O halde bir hak sahibi hakkını kullanırken veya bir borçlu borcunu yerine getirirken yukarıda belirtilen ilkelere uygun hareket etmek durumundadır; aksi halde, haklarını kötüye kullandıkları sonucuna varılabilecektir. Bununla birlikte hemen belirtmelidir ki, hakkın kötüye kullanımı kurumu hukukun şekilciliğinden doğan sertliği gidermek maksadıyla ortaya çıkmıştır. Zira hukuk kuralları tarafından kişilere tanınan yetkilerin olduğu gibi kullanılması, diğer kişiler için çoğu kez katlanılması güç olan sonuçlar doğurabilecektir. İşte bu noktada 4721 sayılı Kanun’un 2 nci maddesi oldukça büyük önem taşımakta olup, gerçekleşen her somut olayda hakim tarafından ayrıca takdiri gereken bir durumdur.
Her ne kadar, davalının protokol hükümlerini ihlal ettiği hususu emsal Mahkeme kararı ile sabit ise de; somut olayda, dosya kapsamından, alınan hibe desteği ile tamamlanan sera tesislerinin, üretimde kullanılamayacak kadar deforme olduğu, davacı tarafça hasarlı ve bakımsız durumda bırakıldığı, bu nedenle de atıl vaziyette bulunan seraların kullanıma uygun olmadığı, yine bu süre zarfında davacı tarafça seraların kullanımı için gerekli jeotermal kaynak kullanımının sağlanması yönünde herhangi bir girişimde bulunulmadığı anlaşılmakta olup, bu durumda davacının, seraları kaynak kullanımı dışında üretimde kullanmayarak atıl bırakması ve neticede fesih hakkını kullanmaması karşısında, 25 yıllık tahsis süresi boyunca oluşan gelir kaybının tahsili gerektiğini ileri sürmesi, 4721 sayılı Kanun’un 2 nci maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı ile bağdaşmayıp hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir.
Yukarıda açıklandığı üzere; herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olup, hakimin haklı sebepleri göz önünde tutarak karar vermesi gerektiğinden, davalı tarafça sözleşme gereği verilen teminat mektubunun iade edildiği hususu da göz önünde bulundurulduğunda, bu haliyle sözleşmenin halen ayakta olduğu yönündeki kabulün doğru olmadığı, bu nedenlerle İlk Derece Mahkemesince; davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile hakkın kötüye kullanımına sebep olacak şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.”

