Yargıtay 11. Hukuk Dairesi
2022/7015 Esas
2024/1137 Karar
15/02/2024
“Kefalet sözleşmesinde “Eşin rızası”nı düzenleyen 6098 sayılı Kanun’un 584 ncü maddesinin birinci fıkrası; “Eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır” hükmünü içermekte olup, bu madde evlilik birliğinin ve genel anlamda ailenin ve dolaylı olarak da doğrudan kefilin korunması amacıyla kabul edilmiş, evli kişilerin kefil olma ehliyeti, diğer eşin iznine bağlanmıştır. Eşin iznine ilişkin hüküm, kefalet sözleşmesinin şekline dair bir kural olmayıp, maddi bir geçerlilik koşuludur (Ayan, Serkan: Kefalet Sözleşmesi, Ankara 2018, s. 115).
Dolayısıyla kefalet akdinde eş rızasının bulunup bulunmadığı hususunun Mahkemece re’sen nazara alınması söz konusu değildir. Somut olayda davalılar tarafından kefalet akdinde eş rızası bulunmadığına dair herhangi bir savunmada bulunulmamış olup, gündeme getirilmeyen bir hususta davacının delil sunması kendisinden beklenemez. Mahkemece sorulması üzerine davacı vekili tarafından davalı gerçek kişi kefiller yönünden ”şirket ortağı olduğundan dolayı kefillerin eş rızası alınmamıştır” şeklinde beyanda bulunmuş ise de kısa karardan sonra sunulan dilekçede, sözleşme tarihinde hataya düşüldüğü, zapta geçen beyanın aksine kefillerin eş rızasının bulunduğu belirtilerek buna ilişkin belgeler ibraz edilmiş olup, davacı vekilinin duruşmada alınan beyanı dosya kapsamı ile de örtüşmediğinden, bu beyana bir sonuç atfedilmesi isabetli görülmemiştir.
Bu durumda, davacı tarafından sunulan deliller değerlendirilerek davalı kefillerin hukuki durumunun tespit edilmesi ve oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kefiller yönünden davanın reddi doğru olmamış, hükmün temyiz eden davacı yararına bozulması gerekmiştir.”

