Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2017/2606 Esas
2022/260 Karar
08/03/2022
“Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Taleple bağlılık ilkesi” başlıklı 26. maddesinde ise “Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan dahaazına karar verebilir. Hâkimin, tarafların talebiyle bağlı olmadığına ilişkin kanun hükümleri saklıdır.” hükmü düzenleme altına alınmıştır. Bu madde ile aynı Kanun’un 24. maddesinde düzenlenen ve medenî yargılama için asıl olan tasarruf ilkesinin açılımı yapılmış olmaktadır. Sonuç itibariyle, taraflarca getirilmesi ilkesi ve taleple bağlılık ilkesi birlikte değerlendirildiğinde; kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkimin iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamayacağı, onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamayacağı, kendiliğinden delil toplayamayacağı, tarafların ileri sürmediği vakıaları kendiliğinden araştıramayacağı, sadece taraflarca ileri sürülen vakıaları incelenebileceği ve tarafların talep sonucuyla bağlı olacağı anlaşılmaktadır.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı dava dilekçesinde uzun yıllar nikâhsız olarak birlikte yaşadığı davalıların murisi adına kayıtlı arsayı parasını vererek aldığını ve üzerindeki evinde yapım giderlerinin tarafından karşılandığını ancak tapusunun davalıların murisinin üzerine yapıldığını belirterek alacak isteminde bulunmuştur. Dava dilekçesinin sonuç kısmında alacak isteminin dayanağının açıkça sebepsiz zenginleşme olduğu vurgulanmış, mahkemece haksız fiile ilişkin hükümler uygulanarak davanın reddine karar verilmiştir. Bu durumda; davacı, dava dilekçesinde alacak isteminin dayanağının açıkça sebepsiz zenginleşme olduğu belirtilmesine rağmen mahkemece bu talep değerlendirilmeden haksız fiile ilişkin hükümlerin uygulanarak hüküm tesis edilmesi doğru görülmemiştir.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; somut olaya sebepsiz zenginleşme hükümlerinin uygulanması durumunda da davanın reddi gerektiği, mahkeme kararı sonuç itibariyle doğru olup gerekçesinin hatalı olduğu, bu nedenle direnme kararının değişik gerekçeyle onanması gerektiği yönünde görüş bildirilmiş ise de bu görüş yukarıda açıklanan sebeplerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. Diğer yandan, dava tarihi “28.03.2013” olduğu hâlde direnme kararının başlık kısmında “29.03.2016” olarak hatalı yazılmış ise de bu durum mahallinde düzeltilebilir maddi hata niteliğinde olduğundan ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır. Hâl böyle olunca, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar verilmesi gerekmektedir.”

