Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2023/422 Esas
2024/370 Karar
10/07/2024
“12.07.2013 tarihli ve 28075 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak 12.01.2014 tarihinde yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin iptal kararından çok önce, beş yıllık hak düşürücü süre dolup, davalı yararına maddi anlamda kazanılmış hak doğduktan sonra açılan davanın, hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmelidir.
Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; her davanın açıldığı tarihteki fiili ve hukuki duruma göre görülüp karara bağlanması gerektiği, eldeki davada davacıların murisi …’in 27.03.2019 tarihinde öldüğü, davacıların veraset ilâmı ile evlatlık ilişkisini öğrenerek 05.04.2019 tarihinde asıl ve 08.04.2019 tarihinde ise birleşen “evlatlık ilişkisin kaldırılması” davalarını açtıklarını, dava tarihinde 4721 sayılı Kanun’un 319 uncu maddesinin “Dava hakkı, evlâtlık ilişkisinin kaldırılması sebebinin öğrenilmesinden başlayarak bir yıl geçmekle düşer” hükmünü taşıdığı, aynı maddede yer alan “…ve her halde evlat edinme işleminin üzerinden beş yıl…” ibaresinin Anayasa Mahkemesinin 27.12.2012 tarihli ve 2012/35 Esas, 2012/303 Karar sayılı kararı ile iptal edildiği ve iptal hükmünün 12.01.2014 tarihinde yürürlüğe girdiği, dolayısıyla soybağına ilişkin olması nedeniyle kamu düzeni ile ilgili olan eldeki davalar yönünden dava tarihleri dikkate alındığında yürürlükte bulunmayan beş yıllık hak düşürücü süreden bahsedilemeyeceği, diğer yandan Anayasa Mahkemesinin iptal kararından önce kesinleşmiş kararlar bakımından dava açma hakkının düştüğü sonucuna varılması doğru ise de somut olayda olduğu gibi iptal kararından önce açılmamış davaların Anayasa’nın 153 üncü maddesinin beşinci fıkrası alanına girmediği, aksine görüşün davacıların iptal sebebini öğrenememesi sebebiyle henüz kullanamadıkları dava açma haklarının doğmadan ellerinden alınması anlamına geldiği, gerçekte hak düşürücü sürelerin maddi hukukta düzenlenen usul hukuku hükümleri niteliğinde olduğu, usul hukukunda derhal uygulama ilkesi geçerli olduğuna göre eldeki davada hak düşürücü süre nedeniyle ret kararı verilmesinin doğru olmadığını ve işin esasının incelenmesi gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.”

