Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2019/758 Esas
2022/660 Karar
17/05/2022
“Sayılan zorunlu şekil şartlarının yanında seçimlik şartlar da vardır. Bonoya isteğe bağlı olarak, faiz, bedelin nakden ya da malen alındığı, teminat, muacceliyet veya yetkili mahkeme kayıtları da konabilir (Ülgen, Hüseyin/Helvacı, Mehmet/ Kendigelen, Abuzer/Kaya, Arslan: Kıymetli Evrak Hukuku, İstanbul 2013, s. 139 vd.).
Yerleşik Yargıtay içtihatları ve öğretide kabul edildiği üzere, bonolara özgü seçimlik unsurlardan biri de temel borç ilişkisinden kaynaklanan borcun dayandığı nedenin gösterilmesine yönelik “bedel kaydı”dır. Yinelemek gerekirse “bedel kaydı” kambiyo senedinin ihtiyari kayıtlarındandır. Bu kayıt keşidecinin (borçlunun), senedin lehtarından (alacaklıdan) karşı edayı aldığını ispata yarar. Aslında kambiyo senetleri hukuku yönünden bu kayıtların bir anlamı ve önemi yoktur. Çünkü kambiyo senedinin düzenlenmesiyle, mücerret bir borç ilişkisi yaratılmaktadır. Bu nedenle de karşı edimin elde edilip edilmediğinin önemi de bulunmamaktadır. Temel borç ilişkisinin bir sözcükle senede yansıtılması şeklinde ortaya çıkan bedel kaydının varlığı ya da yokluğu senedin bono niteliğini etkilemez. Bedel kayıtları daha çok keşideci ile lehtar arasındaki iç ilişki yönünden ve ispat konusunda önem taşır. Kişisel def’î nedenlerinin varlığının kanıtlanmasını kolaylaştırır. Sözü edilen kayıtlar özellikle ispat hukuku açısından ilgilileri bağlayıcı niteliktedir. Bedel kaydı içeren bononun lehtarı, artık senedin “kayıtsız ve koşulsuz bir borç ikrarı olduğu” yolundaki soyutluk kuralına dayanamayacaktır. Borç ikrarını içeren bir belge aleyhine kanıt sunulabilir. Ancak; ikrar borcun nedenini içeriyorsa, sadece bu nedenin gerçekleşmediğinin kanıtlanması gerekir (12.04.1933 tarihli ve 1933/30-6 sayılı YİBK kararı).
Bono, bağımsız borç ikrarını içeren bir senettir. Bu nedenle bir illete bağlı olması gerekmez ve kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu ileri süren tarafa aittir. Ancak senette borcun nedeni “mal” ya da “nakit” olarak belirtilmişse, davacının yazılı borç sebebine dayanmaya hakkı olacağından, ispat yükü bunun aksini ileri süren tarafa ait olacaktır (HMK m. 191/1, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 6). Eğer taraflardan dan biri senet metninde yazılı kaydın doğru olmadığını söylüyorsa, buna senedin talili denmektedir. Bu anlamda talil senet metninde açıklanan düzenleme (ihdas) nedenine aykırı beyanda bulunma anlamına gelmektedir ve bu hâlde ispat yükünün kaydın aksini iddia edene ait olacağında kuşku bulunmamaktadır. Nitekim aynı hususlara 05.02.2019 tarihli ve 2017/(19)11-821 E., 2019/58 K. sayılı kararında da değinilmiştir. Önemle vurgulamak gerekir ki; bonoya ilişkin talil ve ispat yüküne ilişkin yapılan açıklamalar adi senetler için de aynen geçerlidir.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; eldeki dava bono niteliğinde olduğu iddia edilen senetten doğan itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davaya dayanak icra takibine konu bononun malen düzenlendiği, ancak alacaklı vekilince Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/149988 Soruşturma sayılı dosyasında bononun elden nakit olarak verilen borca karşılık düzenlendiğinin beyan edilmesi nedeniyle ihdas nedeninin talil edildiği, davalı tarafından davacıdan borç olarak para alınmadığının savunulduğu, bu durumda ispat külfetinin davacıda olduğu, ancak davacı tarafından başkaca bir delil sunulmadığı, yemin teklif edilmediği gerekçesiyle davanın reddine ve 108.000TL tazminatın davacıdan tahsiline karar verilmiştir. Ankara 11. İcra Müdürlüğünün 2014/9097 E. sayılı dosyası incelendiğinde, davacı alacaklı tarafından davalı borçlu hakkında 01.01.2012 vadeli, 540.000TL tutarlı senet dayanak gösterilerek ilamsız takip yapıldığı, belge üzerinde “Bedeli malen ahz olunmuştur” ibaresinin bulunduğu, davalı borçlunun süresi içerisinde yapmış olduğu itiraz üzerine takibin durduğu görülmüştür.
İcra takibine ve davaya konu senedin bononun zorunlu unsurlarından olan “keşide tarihi”ni taşımaması nedeniyle adi senet niteliğinde olduğunun kabulü gerektiği gibi, dava konusu adi senette davacı lehtar, davalı keşideci olup, ihdas nedeni olarak “malen” kaydı bulunmaktadır. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/149988 Soruşturma sayılı dosyası içerisinde yer alan davacı alacaklı …’ın 29.12.2014 tarihli ifadesinde; “…Şikayetçi … benim dayım olur. Bu senedi 3-4 yıl kadar önce kendisine elden borç para vermiştim. Bu borç paraya karşılık senedi bana kendisi vermişti. Senedi imzalanmış halde bana getirerek teslim etti. Senet üzerinde yazılı 540.000TL yazılı parayı elden nakit olarak vermiştim,…” şeklinde beyanda bulunmuştur. Mahkemece; icra takibine konu belge de malen kaydının bulunması, ancak davacı alacaklının Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği yukarıda belirtilen ifadesinde senedin elden borç olarak verilen para karşılığı düzenlendiğinin açıklanması, bu şekilde belge düzenleniş nedeninin talil edilmesi ve bu talili ispatlayacak başkaca delil de sunulmamış karşısında ve davalı tarafından da davacının elden para verilmediğinin savunulması nedeniyle, davacı tarafa davalıya yemin teklif etme hakkı hatırlatılmış, ancak davacı vekili tarafından davalı tarafa yemin teklif edilmeyeceği bildirilmiştir.
Başka bir deyişle; ispat yükünün davacıda olduğu eldeki davada, davacı tarafından taraflar arasında ticarî ilişki bulunduğu hususunda yazılı bir delil sunulmadığı, davacıya yemin teklif hakkı hatırlatılmasına rağmen yemin teklif edilmediği, icra takibine dayanak belgenin adi senet olması nedeniyle aksinin yine yazılı belge ile kanıtlanması gerektiği hâlde, davacı tarafça icra takibine dayanak malen kaydı ile düzenlenmiş adi senetten kaynaklanan alacak ispat edilememiştir. Hâl böyle olunca; ispat yükünün davacı tarafta olduğu kabul edilerek yukarıda açıklanan gerekçelerle verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun olup, yerindedir. Ne var ki, Özel Dairece hüküm altına alınan tazminat yönünden bir inceleme yapılmadığından bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.”

