Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2019/435 Esas
2022/352 Karar
22/03/2022
“Culpa in contrahendo hâlleri bakımından haksız fiil hükümlerinin doğrudan uygulanması bu hâllere özgü ortaya çıkan uyuşmazlıkları tatmin etmekte yetersiz kalacaktır. Haksız fiil sorumluluğunun temeli herkesin başkalarının mutlak haklarına saygı gösterme yükümlülüğünden kaynaklanır. Oysa kişilerin herkese karşı, her zaman ve her durumda dürüst davranma yükümlülüğü bulunmaz; bu yükümlülük, TMK’nın 2/1. maddesinde sadece haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken söz konusu olacaktır. Ortada kurulmuş ve geçerlilik kazanmış bir sözleşme bulunmasa dahi, tarafların sözleşme görüşmelerine girişmekle birbirlerine karşı elde ettikleri pozisyon (daha açık bir ifadeyle birbirlerinin özel menfaatlerine etki etme imkânına kavuşturan özel bağ), onları haksız fiilin genel koruma yükümlülük ve sahasının üstesine, birbirlerini haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümlerden bilhassa zamanaşımı, ispat yükü ve yardımcı kişilerden sorumluluk bakımından daha elverişli koruma sağlayan bir sahaya, taşır.
Yapılan açıklamalar ışığında davacının sözleşme görüşmeleri yönünden korunmaya değer bir güveninin doğup doğmadığı ve bu güvenin ihlal edilip edilmediği değerlendirildiğinde; davalı … Ltd. Şti.’nin inşa edeceği alışveriş merkezindeki mağazalara kiracı bulmak için davalı … A.Ş.’yi vekil olarak kullandığı, bu yetkiden hareketle … A.Ş.’nin davacıyla pek çok toplantı ve görüşmelerde bulunduğu, teknik birtakım ayrıntılar dışında mal sahibiyle imzalanacak sözleşmenin temel taslağının dahi oluşturulduğu, sözleşmenin tamamlanabilmesi için davacıdan vergi levhası, imza sirküleri gibi gerekli bazı evrakın istendiği, hatta taslak sözleşme metnine imzasını tamamlamasını müteakip davacıya durumun her iki taraf için de hayırlı olması şeklindeki ifadelerle sözleşmenin kurulacağından duyulan memnuniyeti bildirir temennilerde bulunulduğu davalılarca da kabul edilmektedir. Tüm bu hususlar göz önüne alındığında sözleşmenin kurulacağı yönünde davacıda güven oluşturacak şekilde hareket edildiği açıktır. Davacıyla aylar süren görüşmeler yapılmış, kurulabilecek anlaşmanın içeriği hakkında kararlar alınmış ancak sonra sözleşmenin kurulması reddedilmiştir.
Yukarıda ayrıntılarıyla açıklandığı üzere sözleşme görüşmeleri sırasında taraflar dürüstlük kuralına uygun davranma yükümlülüğü altındadırlar. Bu yükümlülük sözleşmenin yapılması hususunda ciddi bir niyetle görüşmelere katılmayı gerekli kılar. Somut olayda vekil olarak hareket eden davalı … A.Ş. ve temsilcisinin hareketlerinden sorumlu tutulması gerekliliği açık olan … Ltd. Şti. objektif özen yükümlülüğünü ihlal etmiş ve davacının hukuken korunmaya değer güvenini zedelemiş, bir başka anlatımla haklı beklentisinde hayal kırıklığı yaratmıştır. Bu durumda davalılar … Ltd. Şti. ve … A.Ş.’nin davacıya karşı kusurlu eylemleri nedeniyle sorumlu olduklarının kabulü gerekir. Hâl böyle olunca davacı sözleşme öncesi görüşmelerde kusurlu davranılması nedeniyle uğradığını ispat ettiği zararı bu davalılardan talep edebilecektir. Tam da bu noktada, talep edilebilecek zararın kapsam ve mahiyetinin belirlenmesi yerinde olacaktır.
Sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluk, yalnızca sözleşmenin geçerliliğine güvenden doğan zarardan (olumsuz zarardan) sorumluluğu değil, dürüstlük kurallarına dayanan “güven ilkesi”nden kaynaklanan karşı tarafın kişi ve mal varlığına zarar vermemek yolundaki davranış yükümüne aykırılıktan doğan sorumluluğu da kapsar. Güven zararı olarak ifade edilen bu zarar; esasen “uyulacağı ve yerine getirileceğine inanılan bir sözleşmenin hüküm ifade etmemesi yahut yerine getirilmemesi yüzünden güvenin boşa çıkması dolayısıyla uğranılan, başka bir deyişle, sözleşme yapılmasaydı uğranılmayacak olan zarar” olarak tanımlanabilecek “menfi zarar” kavramına paralel bir kavram olmakla birlikte görüşmelerden doğan zarar sözleşmenin hiç kurulmadığı hâllerde de doğabileceği gibi istisnai de olsa bazı durumlarla müspet zararı dahi aşabileceğinden daha geniş kapsamlıdır. Tazmini gereken zararın kapsamı her somut olayda hâkim tarafından olayın özelliklerine göre tayin ve takdir edilecektir.
Somut olayda davacının tazminini talep edebileceği zarar, sözleşmenin kurulacağına yönelik uyandırılan güven sebebiyle yaptığını, bir başka anlatımla sözleşme görüşmelerine girişilmeseydi yapmak durumunda kalmayacağını ispat edebildiği harcamalardan ibaret menfi zarardır. Ancak böylece davacı, amaçlamış olduğu borç ilişkisinin hüküm ifade edeceği yönündeki haklı güveninin boşa çıkarılmasından kaynaklanan kayıplarını giderebilecektir. Mahkemece bu çerçevede somut olayın özellikleri ve sunulan delillere göre, davacının zarar olarak talep ettiği alacak kalemlerinin hangileri yönünden davalılar … Ltd. Şti. ve … A.Ş.’nin sorumlu tutulabileceği ve kapsamı değerlendirilmelidir. Bununla birlikte davalı … A.Ş.’nin sözleşmenin kurulduğu kabul edilerek zararın kapsamını belirleyen ilk karara karşı temyiz itirazında bulunmaması nedeniyle davacı yönünden doğan kazanılmış haklar da gözden kaçırılmamalıdır.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmelerde; kira sözleşmesinin kurulmadığı ve bahsi geçen davalıların sözleşme öncesi görüşmeler çerçevesinde sorumluluğunun değerlendirilmesi gerektiği yönündeki kabulün haklı ve yerinde olduğu, ancak bu tip sorumluluğun, kaynağını haksız fiile ilişkin düzenlemelerden aldığı, taraflar arasındaki uyuşmazlığın bu çerçevede değerlendirilmesi yönünde direnme kararının genişletilmiş gerekçe ve nedenlerle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından yukarıda 53. bentte açıklanan nedenlerle, Yine, tazmin edilmesi gereken zararın tespitinde menfi zarar kavramının esas alınmasının culpa in contrahendo hâlleri yönünden yeterli sayılamacayağı, zira menfi zarar kurumunun kavramsal olarak sözleşmenin kurulduğu hâllerde geçerlilik kazanacağı, kararın bu yönden değişik gerekçeyle bozulması gerektiği yönünde ileri sürülen görüş de 57, 58 ve 59. bentlerde açıklanan nedenlerle,
Bir başka görüş olarak, somut olayda davacının sözleşme öncesi görüşmeler nedeniyle zarara uğradığını ispat edip edemediğinin de Hukuk Genel Kurulunca tartışılmasının yerinde olacağı, bu bağlamda dosya kapsamı itibariyle davacının maddi tazminat taleplerinin bu bu sorumluluk kapsamda değerlendirilemeyeceği, bu nedenle davanın reddine karar verilmesi yönündeki değişik gerekçeyle direnme kararının bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş, bu görüş ise henüz Mahkeme ve Özel Daire arasında bu konuda uyuşmazlık doğmadığından Kurul tarafından değerlendirme yapılamayacağı gerekçesiyle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. Netice itibariyle Mahkemece taraflar arasında kurulmuş bir kira sözleşmesinden bahsedilemeyeceği ve davalılar … Ltd. Şti. ve … A.Ş.’nin sorumluluğunun ancak sözleşme öncesi görüşmelerden sorumluluk hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği yönündeki Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken direnme kararı verilmesi hatalıdır.”

