Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2020/609 Esas
2022/1424 Karar
02/11/2022
“Zamanaşımına uğrayan alacağın tahsili hususunda devlet kendi gücünü kullanmaktan vazgeçmekte, böylece söz konusu alacağın ödenip ödenmemek bir borca dönüşmesi için yeterli olmayıp borçlunun kendisine karşı açılmış olan alacak davasında alacaklıya yönelik bir def’î de bulunması gerekir. Yargıtay’ın istikrar kazanmış uygulamalarına göre, zamanaşımı hukukî niteliği itibariyle, maddi hukuktan kaynaklanan bir def’i olup usul hukuku anlamında ise bir savunma aracıdır. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 24.06.2021 tarihli ve 2017/(23)15-3136 E., 2021/842 K.; 04.03.2021 tarihli ve 2020/(21)-10-196 E., 2021/195 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; mahkemece davanın aktif husumet ehliyeti yokluğundan ve zamanaşımı süresi dolduğundan bahisle zamanaşımından dolayı usulden reddine karar verilmiş ise de; sıfat yokluğu ve zamanaşımı, dava şartlarından olmadığından ve bu yönde verilen bir karar, esasa ilişkin nihai karar mahiyeti taşıdığından davanın usulden değil esastan reddedildiği açıktır. Ne var ki, kavram karmaşasına düşülerek usulden ret şeklinde karar verilmesi doğru olmadığı gibi davanın hangi neden ve gerekçeyle reddedildiğinin hiçbir kuşku ve tereddüde mahal vermeyecek biçimde açık ve net bir şekilde ortaya konulmadığı da görülmektedir. Mahkemece hangi gerekçeyle davanın reddine karar verildiğinin açıklanması, sıfat yokluğundan davanın reddine ilişkin hüküm kurulması hâlinde aynı anda ve birlikte zamanaşımından dolayı da davanın reddine karar verilemeyeceğinin gözetilmesi gerekirken, davanın hem aktif husumet ehliyeti yokluğundan hem de zamanaşımından reddedilmesi doğru olmamıştır.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında mahkemece verilen direnme kararının sadece sıfat yokluğundan reddedildiği, zamanaşımı konusunun kararın gerekçesine ait bölümde “…keza,…” şeklinde başlayan paragrafta kabule göre niteliğinde incelenip karar verildiği, direnme kararının aktif husumet ehliyeti ile ilgili olduğu ve zamanaşımı konusunda kabule göre şeklinde değerlendirme yapıldığı, her iki nedenle aynı anda ret kararı verildiğinden söz edilemeyeceği, açıklanan nedenlerle direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. Hâl böyle olunca; mahkemece verilen direnme kararı yukarıda açıklanan farklı değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı usul yönünden bozulmalıdır.”

