Yargıtay 4. Hukuk Dairesi
2024/2185 Esas
2024/6801 Karar
02/07/2024
“2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun 280/1 nci maddesi “Mal varlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı tüm işlemler borçlunun içinde bulunduğu mali durumun ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde iptal edilebilir.” hükmünü yer verilmiştir. Madde metninden anlaşılacağı üzere zarar verme kastı ile yapılan tasarrufların iptal edilebilmesi için borçlunun aciz halinde bulunması, alacaklarına zarar verme kastı ile hareket etmesi, 3. kişinin de yani borçlu ile işlemde bulunan kişinin de borçlunun içinde bulunduğu aciz halini ve bunun yanında alacaklarına zarar verme kastıyla hareket ettiğini bilmesi koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekir.
TMK’nın 6 ncı maddesi ve HMK’nın 190 ıncı maddesi uyarınca İİK’nun 280/1 inci maddesindeki unsurların yani tasarrufun iptali koşullarının gerçekleştiğini ispat külfeti davacıya aittir. Somut olayda; tanıklar borçlunun mali durumunun herkes tarafından bilindiğini, davalı borçlunun aciz halinde bulunduğunu bildiği olayların olağan akışına göre kabul edilebilir bir durum ise de iptali istenen işlemle ne borçlunun alacaklarına zarar verme kastıyla hareket ettiği ne de davalı 3. kişinin davalının bu kastını bildiği halde işlemi gerçekleştirdiği söylenebilir.
Davalı 3. kişi, dava konusu taşınmazı miktarı taşınmaz değerine yakın olan ipotek borcunu davalı borçlunun ipotek alacaklısı dava dışı kişiye ödemek suretiyle edinmiştir. Dava konusu tasarruf olmasa da taşınmaz öncelikle ipotek borcunun kapatılması amacıyla satışa (cebri icraya) konu olacaktır. Bu halde evvela ipotek alacaklısının tatmin edilmesi (alacağının karşılanması) gerekeceğinden davacı alacaklı dava konusu taşınmaz üzerinde veya satış bedeli üzerinde zaten herhangi bir hak talebinde bulunamayacaktır. Nitekim Dairemizin yerleşik içtihatlarına göre dava dışı kişilerin yapmış oldukları ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takipte cebri satış sonucunda ipotek borcunun kapatılması sonrası geriye herhangi bir bedel kalmadığında İİK’nın 280/1 inci maddesi koşulları oluşsa bile 3. kişinin herhangi bir sorumluluğuna gidilmemektedir.
Hal böyle olunca, dava konusu tasarrufla davalı borçlunun davacı alacaklının alacağına göre zaten önceliği bulunan ipotek borcunu kapatmayı amaçladığının, bu itibarla alacaklılarına zarar verme kastı ile hareket etmediğinin kabulü gerekmektedir. Aksi halin benimsenmesi taşınmaz bedelini ipotek borcunu kapatmak suretiyle ödeyen 3. kişilerin aynı bedeli bu kez de tasarrufun iptalini isteyen alacaklılara ödemesi gibi bir sonuca yol açar ki, bu da hem Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile hem de Anayasa ile koruma altına alınan mülkiyet hakkının ihlali anlamına gelir.
Sonuç olarak, davacı alacaklı İcra ve İflas Kanunu’nun 280/1 inci maddesinde belirtilen iptal koşullarının gerçekleştiğini kanıtlayamadığından, davanın reddine karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.”

