Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2024/108 Esas
2024/596 Karar
27/11/2024
“Hemen belirtilmelidir ki; cezaî şart, tacir borçlunun ekonomik olarak mahvına sebep olacak derecede ağır ve yüksek ise bu husus ahlâka ve adaba aykırı sayılacağından, hâkimin cezaî şartın tamamen veya kısmen geçersiz olduğuna karar vermesi mümkün ise de; bir sözleşmenin taraflardan biri için ekonomik yıkım teşkil ettiği ve bu sebeple ahlâka ve adaba aykırı olduğu hususu taraflar veya hâkimin bu husustaki sübjektif görüşüne değil, doğru ve makul kimselerin vasati görüşlerine göre tayin ve takdir edilmelidir. Zira bir tacirin hayatını başka yolda düzenlemek, özellikle masraflarını azaltmak ve bazı ihtiyaçlarından vazgeçmek mecburiyetinde kalması, ahlâka ve adaba aykırılığın kabulü için yeterli değildir. Ahlâka ve adaba aykırılığı tayin ve takdir edebilmek için taahhüt olunan işin değeri, tarafların ve özellikle borçlunun cezaî şartın kabul edildiği tarihteki ekonomik durumu tespit edilmeli, kararlaştırılan cezaî şartın tahsili cihetine gidilmesi hâlinde o şirketin eskisi gibi ticarî hayatını devam ettirmesinin mümkün olup olmadığını belirlenmelidir (İsmail Doğanay; Türk Ticaret Kanunu Şerhi, İstanbul, 2004, s. 237).
Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı şirket ile davalı şirket arasında 27.10.2009 tarihli sözleşme ile aynı tarihli akaryakıt istasyonu işletme sözleşmesi imzalandığı, anılan sözleşmelerde davalı şirket tarafından cezaî şart taahhüt edildiği, davacı şirket tarafından davalı şirketten şimdilik 100.000,00 USD cezaî şart talep edildiği, davalı şirketin cevap dilekçesi ile cezaî şart tutarının fahiş olduğundan ve ekonomik mahvına neden olacağından bahisle mahkemeden indirim talep ettiği, yargılama sırasında davalı şirketin sorumlu olacağı cezaî şart tutarının 105.445,00 USD olarak belirlendiği anlaşılmaktadır.
Her ne kadar mahkemece, cezaî şart tutarının davalı şirketin ekonomik mahvına neden olabileceği, bu nedenle belirlenen cezaî şart tutarından %50 oranında indirim yapılması gerektiği kanaatine varılmış ise de yukarıda belirtilen hususlar gözetildiğinde dosya kapsamından taraflar arasında kararlaştırılan cezaî şartın ekonomik mahvına sebep olacak derecede ağır ve yüksek olmadığı, dolayısıyla davalı şirketin cezaî şartın indirilmesini talep edemeyeceği görülmektedir. Zira sözleşme tarihi itibariyle davalı şirketin esas sermayesinin 1.000.000,00 TL olduğu, belirlenen 105.445,00 USD cezaî şartın sözleşme tarihi olan 27.10.2009 tarihi itibariyle TL karşılığının 156.301,12 TL’ye karşılık geldiği, davalı şirketin 2014 yılında esas sermayesini 2.000.000,00 TL’ye artırdığı anlaşılmaktadır.
Bununla birlikte yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporunda; davacı şirketin talep edebileceği cezaî şart tutarının 105.445,00 USD olarak hesaplandığı, bu tutarın dava tarihi itibariyle TL karşılığının 150.143,14 TL olduğu, davalı şirketin 2012 yılı itibariyle öz varlığının 1.234.709,00 TL olarak tespit edildiği belirtilmiştir. Dolayısıyla cezaî şartın öz varlığın yaklaşık %12’sine tekabül ettiği görülmektedir. O hâlde mahkemece, taraflar arasındaki sözleşme tarihi itibariyle de hesaplanan cezaî şartın davalı şirketin ekonomik mahvına neden olmayacağı gözetilerek sonucuna göre karar verilmelidir.”

