Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2020/652 Esas
2022/1269 Karar
11/10/2022
“Mahkemenin hüküm vermesi için kendisine yöneltilen talebin formüle edilmesi ve ileri sürülmesi tarafların görevi ise de, bunları anlamlandırmak veya gerektiğinde açıklattırmak hâkimin görevidir. Ancak bu durum, hâkimin tarafların ileri sürmediği vakıaları ileri sürmelerine imkân vermesi veya hatırlatması anlamını taşımaz. Burada mevcut olmayanın talep edilmeyenin ortaya çıkartılması değil, talep edilenin netleştirilmesi, aydınlatılması, belirlenmesi söz konusudur. Dolayısıyla taraflarca getirilme ilkesi, hâkimin soru sorma ve davayı aydınlatma ödevi (m. 31) çerçevesinde yumuşatılmıştır.
HMK’nın “Hâkimin davayı aydınlatma görevi” başlıklı 31. maddesine göre, “Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu olduğu durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir”. Hâkimin davayı aydınlatma ödevi olarak ifade edilen bu düzenleme ile doğru hüküm verebilmesi ve maddi gerçeğin bulunabilmesi amaçlanmıştır. Düzenlemede her ne kadar “açıklama yaptırabilir” denilmişse de, bunun, hâkimin davayı aydınlatması için bir “ödev” olduğunu kabul etmek gerekir. Çünkü davayı aydınlatma ödevi sayesinde hâkim, iddia ve savunmanın doğru ve tam olarak anlaşılmasını sağlayacak ve bu şekilde doğru olmayan bir kararın verilmesini önleyecektir. Hâkimin davayı aydınlatma ödevine ilişkin 31. maddede, hâkimin, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukukî açıdan belirsiz ya da çelişkili gördüğü konular hakkında taraflara açıklama yaptırabileceği, soru sorabileceği, kanıt gösterilmesini isteyebileceği belirtilmiştir.
Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı vekili tarafından, davalı bankanın müvekkilinin rızası ve talimatı dışında yatırım hesabında hisse alım satımı yaparak zarara sebep olduğu ileri sürülmüş ve davalı banka kayıtlarına delil olarak dayanılmıştır. Davalı banka vekili ise yapılan işlemlerin davacının telefonda verdiği talimatlar doğrultusunda gerçekleştirildiğini savunarak telefon kayıtlarına delil olarak dayanmıştır. Davalı banka vekilince yargılama aşamasında davacı ile görüşmelerin banka telefonları üzerinden yapılmadığı, ancak davacının talimatlarını davacı ile ilgilenen personelin cep telefonu aracılığıyla verdiği belirtilmiştir.
Bunun üzerine mahkemece, hâkimin davayı aydınlatma görevi çerçevesinde davalı banka personelinin cep telefon numarası talep edilmiş ve ilgili kuruluşlara davacı ile davalı banka personelinin telefon kayıtlarına yönelik yazışmalar yapılmıştır. Bu kapsamda Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 135. maddesi gereğince görüşme içeriklerinin verilemeyeceği belirtilmiş; GSM operatörü tarafından ise davacı ile davalı banka personelin belirtilen aylara yönelik telefon trafik verileri dosyaya gönderilmiştir. Bu kayıtlardan davalı banka personeli … tarafından davacının arandığı ve 16.09.2011 tarihinde saat 14.00’de (44 sn) ve saat 17.24’de (156 sn); 13.10.2011 tarihinde saat 13.53’de (9 sn); 03.11. 2011 tarihinde saat 11.23’de (7 sn); 22.11.2011 tarihinde saat 15.04’de (69 sn); 23.12.2011 tarihinde saat 10.39’da (83 sn) görüştükleri; Yine davacı tarafından davalı banka personeli …’ın arandığı ve 16.09.2011 tarihinde saat 17.34’de (56 sn); 13.10.2011 tarihinde saat 13.14’de (77 sn); 28.10.2011 tarihinde saat 18.29’da (72 sn); 03.11.2011 tarihinde saat 10.58’de (137 sn) ve saat 11.31’de (264 sn); 04.11.2011 tarihinde saat 11.01’de (41 sn) görüştükleri anlaşılmaktadır.
Her ne kadar Özel Dairece; yatırım çerçeve sözleşmesi hükümlerinin değerlendirilmediği, konuya ilişkin hangi tebliğin uygulandığının karar yerinde tartışılmadığı, dosyada telefon görüşme içeriklerinin olmadığı anlaşılsa da telefon trafik verileri araştırılmadan, davacı talimatları ve ekstre içerikleri değerlendirilmeden karar verildiği belirtilmiş ise de mahkemece direnmeye esas önceki kararda, tarafların dayandıkları tüm delillerin toplandığı, davacı ile davalı banka personeli arasındaki telefon görüşmelerinin hâkimin davayı aydınlatma görevi çerçevesinde araştırıldığı ve telefon trafik verileri ile taraflar arasındaki yatırım çerçeve sözleşmesi hükümlerinin değerlendirildiği, yine somut olaya sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan Aracılık Faaliyetleri ve Aracı Kuruluşlara İlişkin Esaslar Hakkında Tebliğ (Seri: V, No: 46) ile Aracılık Faaliyetinde Belge ve Kayıt Düzeni Hakkında Tebliğ’in (Seri: V, No: 6) uygulanacağının belirtildiği anlaşılmaktadır. Bu kapsamda mahkemece yapılan araştırma ve değerlendirmeler neticesinde davalı bankanın davacıdan hisse alım satımı konusunda yazılı, sözlü ve telefon emrini kanıtlayamadığı, mevzuata aykırı davrandığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Görüldüğü üzere mahkemece, daha önceki bozma kararlarının gereğinin yerine getirildiği, tarafların dayandığı tüm deliller toplanarak değerlendirildiği, hâkimin davayı aydınlatma görevi kapsamında gerekli araştırmaların yapıldığı, somut davada uygulanacak tebliğlere göre değerlendirme yapıldığı anlaşılmakta olup, uyuşmazlık itibariyle bu hususa ilişkin direnme kararı yerindedir. Esasa ilişkin diğer temyiz itirazlarının incelenmesinin Özel Dairece yapılması gerekmektedir.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; mahkemece daha önceki bozma kararlarının gereğinin yerine getirildiği ve tarafların dayandıkları tüm delillerin toplanarak değerlendirildiği anlaşılmakta ise de Hukuk Genel Kurulu tarafından uyuşmazlığın esasının çözülmesi gerektiği, zira Özel Daire bozma ilamının da davanın esasına yönelik olduğu, her ne kadar Özel Dairece eksik inceleme yapıldığından bahisle karar bozulmuş ise de davacı Eylül ayı ve öncesine ilişkin olarak yapılan işlemlere icazet verdiğinden daha sonraki işlemler nedeniyle de kendisinin haberinin olmadığını ileri sürmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu, mahkemece toplanan tüm deliller bu kapsamda değerlendirilmek suretiyle karar verilmesi gerektiği, dolayısıyla direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. Hâl böyle olunca, mahkemenin daha önceki bozma gereklerinin yerine getirildiği, tarafların dayandıkları tüm deliller toplanarak değerlendirildiği ve sonucuna göre karar verildiği yönündeki direnme kararı yerindedir.”

