Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2023/1041 Esas
2024/283 Karar
22/05/2024
“Bölge Adliye Mahkemesince istinaf dilekçesinin reddine dair karara dayanak olarak dava konusu taşınmazın değerinin esas alındığı ve İlk Derece Mahkemesi kararının kesin olduğunun belirtildiği anlaşılmaktadır.
Oysaki yukarıda yapılan açıklamalar ile dava konusu taşınmazın fiziki ve hukuki durumunun tespit edilerek tapu siciline doğru bir şekilde kaydedilmesindeki kamu yararı dikkate alındığında, taşınmazın parasal değerinin herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Aksinin kabulü doğru tespit edilip edilmediği denetlenmeyen ve davanın niteliği gereği taraflar arasında esas çekişme konusu olmayan taşınmaz değeri esas alınarak kararın kanun yolu vasıtasıyla denetlenmesini talep hakkı engellenmek suretiyle adil yargılanma hakkının ihlaline neden olur.
Davanın bünyesinde barındırdığı tüm bu özellikler nedeniyle verilen kararın denetlenmesini talep etme hakkının Anayasanın 36 ncı maddesi kapsamında güvence altına alınması, hukuki güvenlik, hukuki belirlilik ve hakkaniyet gereğidir. Nitekim 6100 sayılı Kanun’un 341 inci maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme ile alakalı kadastro işlemlerinden doğan davalarda kesinlik sınırının ne yönden belirleneceğinin açık bir biçimde belirlenmemiş olması sonucu ortaya çıkan birtakım tereddütler, 7251 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesi ile 3402 sayılı Kanun’a eklenen ek madde 6 hükmü ile ortadan kaldırılmıştır. Bu anlamda 3042 sayılı Kanun’un ek madde 6 hükmü, geçmiş dönemdeki farklı yorumları nihayete erdirip miktar itibariyle kesinlik sınırının kadastro işlemlerinden kaynaklanan davalarda uygulanmayacağını açık bir biçimde düzenlemiştir.
Bu itibarla 3402 sayılı Kanun’un ek madde 6 hükmünün, davanın bünyesindeki kendine has özellikleri ile verilecek kararın etki edeceği kamusal menfaat ve 3402 sayılı Kanun’un ek madde 6 hükmünün amacı göz önüne alındığında, adil yargılanma hakkının ve hukuki güvenliğin tesisi için somut olayda uygulanması, maddenin ihdas amacı ile hakkaniyet gereğidir. Dolayısıyla İlk Derece Mahkemesince verilen kararın, temyiz kanun yolu aşamasında yürürlüğe giren 3402 sayılı Kanun’un ek madde 6 hükmü karşısında miktar itibariyle kesin hüküm niteliğini haiz olduğu söylenemeyeceğinden bu karara karşı istinaf kanun yolu açıktır.
Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; 3402 sayılı Kanun’un ek madde 6 hükmünün geçmişe etkili olarak düzenlenmediği, bu sebeple somut olayda uygulanamayacağı, 6100 sayılı Kanun’un 448 inci maddesi kapsamında İlk Derece Mahkemesince kararın verilmesi ile usul işleminin tamamlandığı, kararın verildiği tarihte miktar itibariyle kesin olduğu, dolayısıyla İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulamayacağı, temyiz sınırı bakımından taşınmazlarla ilgili bir ayrımın mevcut olmadığı, kesin olan bir kararın doğuracağı usuli kazanılmış hakkın nazara alınması gerektiği, kanun koyucu tarafından tanınmayan kanun yoluna başvuru hakkının yargı kararlarıyla tanınamayacağı, bu nedenlerle direnme kararının onanması gerektiği ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. Hâl böyle olunca; Bölge Adliye Mahkemesince önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından, hükmün Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerekmiştir.”

