Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2020/589 Esas
2022/1409 Karar
27/10/2022
“Bir meskenin borçlunun hâline uygun olup olmadığı adı geçenin haciz anındaki sosyal durumuna ve borçlu ile ailesinin ihtiyaçlarına göre belirlenmelidir. Buradaki “aile” terimi, borçlu ile birlikte aynı çatı altında yaşayan, bakmakla yükümlü olduğu kişileri kapsar. İcra mahkemesince, borçlunun sözü edilenlerle birlikte barınabileceği hâline münasip meskeni temin etmesi için gerekli bedel bilirkişilere tespit ettirildikten sonra, haczedilen taşınmazın kıymeti bundan fazla ise İİK’nın 82. maddesinin son fıkrasına göre satılmasına karar verilmeli ve satış bedelinden yukarıda nitelikleri belirlenen mesken için gerekli olan miktar borçluya bırakılmalı, kalanı hak sahiplerine ödenmelidir.
İcra ve İflas Kanunu’nun 82. maddesinin 1. fıkrasının 12. bendinde yer alan evden maksat, yerel geleneklere yani mahalli örf ve adete göre mesken (konut) olarak kullanılmaya elverişli yerlerdir. Bağımsız ev, apartman dairesi, kat mülkiyeti kanununa tabi bağımsız bir bölüm veya bir apartmandaki paylı mülkiyet veya el birliği mülkiyeti payı İİK’nın 82. maddesinin 1. fıkrasının 12. bendi kapsamında mesken sayılır (Kuru: Baki, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s. 513). Haczedilmezlik şikâyetinde önemli olan meskenin, bina (muhtesat) olarak tapulu ya da tapusuz oluşu değil, borçlunun hâline münasip olup olmadığıdır. Somut olayda; alacaklı tarafından borçlu aleyhine başlatılan ilamlı icra takibinde 05.07.2012 tarihinde haciz konulan, haczedilmezlik şikâyetine konu … ili, Merkez ilçesi, … Mah. 2036 ada 8 parselde kayıtlı 205 m2 yüzölçümlü taşınmaz, bahçeli kargir bir katlı ev vasfında olup, tam hisse ile şikâyetçi borçlu adına kayıtlıdır.
İcra mahkemesince alınan 04.03.2013 tarihli bilirkişi raporunda, taşınmazın yarım bodrumlu zemin katı iskân hâlinde, bir ve ikinci katları natamam inşaat hâlinde bahçeli betonarme bina olduğu, binada kat mülkiyeti veya kat irtifakı kurulmadığı, borçlunun zemin katta hâlen ailesi ile birlikte ikamet ettiği, şikâyet tarihi olan 28.08.2012 itibariyle zemin katın değerinin 55.000TL, arsa payı dahil taşınmazın toplam değerinin 126.325TL olduğu, bina kat değerlerinde arsa paylarının da dahil edildiği, zemin katın borçlunun hâline münasip evi olarak kabul edilmesi gerektiği, borçlunun hâline münasip bir evi 55.000TL’ye alabileceğinin bildirildiği görülmektedir. Şikâyet konusu taşınmazda zemin katı iskân hâlinde bir ve ikinci katları natamam inşaat hâlinde betonarme bina bulunmakta olup, kat mülkiyeti oluşturulmadığı için tamamının hacizli olarak şikâyetçi borçluya ait olduğu dikkate alındığında mahkemece, taşınmazın zemin ve üzerindeki yapıların toplam değeri üzerinden meskeniyet iddiasının değerlendirilerek şikâyetin kısmen kabulü ile İİK’nın 82. maddesinin 1. fıkrasının 12. bendi uyarınca taşınmazın, borçlunun hâline münasip mesken alabileceği 55.000TL’den aşağı olmamak üzere satılmasına ve hâline münasip evin alınması için gerekli 55.000TL’nin borçluya, kalanının ise hak sahiplerine ödenmesine karar verilmesi gerekir.
Diğer taraftan Özel Dairenin 23.09.2019 tarihli bozma kararında “Şikayete konu taşınmazın arsa değeri de dikkate alındığında, toplam değerinin 146.875TL, borçlunun haline münasip alabileceği evin değerinin ise 55.000TL olduğu” belirtilmiş ise de 04.03.2013 tarihli bilirkişi raporunda taşınmazın toplam değeri 126.325TL belirtilmiş olup, bu husus maddi hataya ilişkin olduğundan sonuca etkili görülmemiştir. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, bilirkişi raporunda birinci kat bina değeri borçlunun hâline münasip ev değeri olarak belirtmiş ise de, rapordaki hesaplamaya göre bunun sadece bina bedeli olduğu, arsa payı bedelinin bu miktara eklenmediği, binanın arzın tamamlayıcı parçası olduğu, rayiç bina değeri tespitinde arsa değeri hariç tutularak bir değer belirlemesinin yapılamayacağı, ayrıca mahalli rayice göre bir ev değerinin tespit edilmediği, bilirkişi raporunun hüküm vermeye elverişli olmadığı gerekçesiyle direnme kararının bu değişik gerekçe ile bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. Hâl böyle olunca; yerel mahkemece, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.”

