Yargıtay 19. Hukuk Dairesi
2017/4953 Esas
2019/5618 Karar
19/12/2019
“Kefil, geçerli bir kefalet sözleşmesinin kurulmasından sonra tek taraflı olarak kefaletini geri alamaz. Bu şekildeki bildirim akdin diğer tarafça açıkça kabul edilmedikçe hukuki sonuç doğurmaz. Nitekim davacı banka 17.01.2011 tarihli cevabi ihtarı ile davalının kefaletten vazgeçme talebini kabul etmemiştir. Kefaletten vazgeçme beyanında bulunulduğu tarihte cari hesap ilişkisinde borç bakiyesinin sıfır olması da sonuca etkili değildir. (HGK. 23.10.2002 19-866/845).Borç sıfırlandıktan sonra borçluya tekrar kredi kullandırılması yeni bir borç ilişkisi niteliğinde olmadığından, sözleşmeden doğan kefalet sorumluluğunun devam edeceği kuşkusuzdur.
Bu nedenle davacı banka ile kredi borçlusu arasındaki kredi ilişkisinin henüz tamamen sona ermediği hallerde, sözleşmede belirtilen limitle sınırlı kalınmak kaydıyla borca kefalet etmiş ve B.K.’nun 493. ve 494. maddesinde yer alan haklardan feragat etmiş bulunan kefil bir tarihte hesabın sıfırlanması nedeniyle sorumluluktan kurtulmaz.
Somut olayda davalı tarafından imzalanan 14.04.2010 tarih ve 60.000.-TL tutarlı kredi sözleşmesi süresiz genel kredi sözleşmesi olup, bu kredi sözleşmesine istinaden dava dışı borçluya kredi kullandırıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda Mahkemece davalı kefilin, kefalet limiti gözetilerek takip tarihi itibariyle sorumlu olduğu borç miktarı saptanarak karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı gerekçelerle ilk derece mahkemesince yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi ve bölge adliye mahkemesince değişik gerekçe ile istinaf talebinin reddi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.”

