Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2023/270 Esas
2024/507 Karar
09/10/2024
“Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması ise genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanması yanında, birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır. Muris muvazaasına ilişkin davaların niteliği gereğince taraflarca sunulan delillerin, her somut olayın özelliğine göre az yukarıda açıklanan objektif olgulardan da yararlanılarak bir bütün olarak değerlendirilmesi ve sonuca ulaşılması gerekmektedir.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; öncelikle ehliyetsizlik ve ikinci satışın muvazaalı olduğu yönündeki iddiaların aşamalarda yerinde görülmeyerek reddedildiği ve bu suretle kesinleşerek Hukuk Genel Kurulunun incelemesi dışında kaldığı belirtilmelidir. Direnmeye konu uyuşmazlık noktasını teşkil eden 18.10.2002 tarihli pay devri yönünden yapılan değerlendirmede; miras bırakanın dava konusu olan ve o dönemde iş hanı olarak kullanılan taşınmazın 561/640 payının maliki olduğu, bu iş hanı içerisinde tekstil dükkânı işlettiği ve diğer dükkânları da kiralamak suretiyle ticari hayatını sürdürdüğü, tek erkek çocuk olan davalı …’ın babasının yanında çalışmaya başladığı, bu dönemde miras bırakanın mal satma yönünde hiçbir ihtiyacı yokken taşınmazdaki 145/640 payını oğluna devrettiği, senette gösterilen bedel ile devir tarihindeki rayiç değer arasında fahiş fark bulunduğu gibi davalının satış bedelinin ödendiği yönünde herhangi bir delil sunamadığı anlaşılmakla, dosya kapsamındaki deliller hep birlikte değerlendirildiğinde söz konusu devrin gerçek bir satış olmadığı ve diğer mirasçılardan mal kaçırma amacı taşıdığı sonucuna varılmıştır.”

