Yargıtay 1. Hukuk Dairesi
2024/4151 Esas
2024/5547 Karar
10/10/2024
“Bilindiği üzere; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 705. maddesinde ¨Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille olur. Miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal, kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hâllerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır.¨; 1022/1. maddesinde ¨Aynî haklar, kütüğe tescil ile doğar; sıralarını ve tarihlerini tescile göre alır.¨, 1024/2. maddesinde ¨Bağlayıcı olmayan bir hukukî işleme dayanan veya hukukî sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur.¨; 1025/1-2. maddesinde “Bir aynî hak yolsuz olarak tescil edilmiş veya bir tescil yolsuz olarak terkin olunmuş ya da değiştirilmiş ise, bu yüzden aynî hakkı zedelenen kimse tapu sicilinin düzeltilmesini dava edebilir. İyiniyetli üçüncü kişilerin bu tescile dayanarak kazandıkları aynî haklar ve her türlü tazminat istemi saklıdır.” hükümleri düzenlenmiştir.
Yukarıda değinilen yasal düzenlemeler uyarınca, aynî haklar tapu siciline tescil ile kazanılır ve tescilin hukuki netice doğurabilmesi için de illîlik prensibinin bir sonucu olarak geçerli bir hukuki sebebinin bulunması zorunludur. O halde, oluşan sicilin hukuken geçerli bir sebebi bulunmadığı takdirde tescilin yolsuz tescil nitelik taşıyacağı ve sicilin iptali gerekeceği açıktır.
Uyuşmazlığa konu edilen olaylarda, 6360 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi kapsamında kurulan devir tasfiye ve paylaştırma komisyonu kararına dayanılarak oluşturulan tapu kayıtlarına karşı Hazine tarafından, tescilin yolsuz olduğu ileri sürülerek mülkiyet iddiasında bulunulmak suretiyle dava açılmıştır. Başka bir ifadeyle, idari işlem niteliğindeki devir tasfiye ve paylaştırma komisyonu kararının iptali dava konusu yapılmadığı gibi İdari Yargıda tapu iptali-tescil hükmü kurulamayacağı da kuşkusuzdur.
Nitekim, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin 23.12.2019 tarihli ve 2019/628 Esas, 817 sayılı kararında da taşınmazın tapuya tescilinin geçerliliği ve mülkiyetin aidiyeti değil, devir tasfiye ve paylaştırma komisyonu kararının niteliği tartışma konusu yapılarak İdari Yargının görevli bulunduğu belirtilmiştir. Hal böyle olunca; uyuşmazlığın mülkiyet iddiasından kaynaklandığı, Adli Yargının görev alanında bulunduğu ve Adli yargıda çözüme kavuşturulması gerektiği sonucuna varılmıştır.”

