Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2019/177 Esas
2022/676 Karar
18/05/2022
“Tacir sıfatının Türk Ticaret Kanunu’na göre tayin edilmesi gerekir. Sözleşmenin konusunun ticarî iş olması gerçek kişilere yetki sözleşmesi yapma imkânı vermemektedir. Ayrıca aksi kararlaştırılmadıkça, dava (icra takibi) yalnız yetki sözleşmesinde belirlenen mahkemede (icra dairesinde) açılır. Taraflar yetkili kıldıkları mahkemenin (icra dairesinin) yanında, kanunen yetkili bulunan genel veya özel yetkili mahkemelerin (icra dairelerinin) de yetkisinin devam etmesini isterlerse, bu durumun yetki sözleşmesinde ayrıca belirtilmesi gerekir.
Yapılmış olan yetki sözleşmeleri uyuşmazlığın taraflarının yanı sıra, onların külli ve cüz’i haleflerini de bağlayıcı bir etki doğurur (Tanrıver, s. 252; Aslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder/ Ayvaz Taşpınar, Sema/ Hanağası, Emel: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2020, s. 236). Somut olayda, alacaklı F3 Bankası A.Ş. vekili tarafından İstanbul 13. İcra Müdürlüğünün 2016/13759 E. sayılı dosyasında 25.04.2016 tarihinde başlatılan kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takibe konu bonolarda düzenleyenin F4 Merkezi San. ve Tic. Ltd. Şti., lehtarın ise F2 Paslanmaz Çelik Merkezi San. Tic. A.Ş. olduğu, bonolarda ihtilaf vukuunda İstanbul Mahkemelerinin yetkili olacağına ilişkin yetki kaydının bulunduğu, bonoların lehtarın cirosu ile takip alacaklısı T.C. F3 Bankası A.Ş.’ne geçtiği görülmektedir.
Bonolarda düzenleyen ve lehtar şirketler tacir sıfatını haiz bulunduklarından HMK’nın 17. maddesi gereğince yetki sözleşmesi geçerli olup, İstanbul Mahkemelerinin yetkili olduğunu belirleyen yetki sözleşmesi, icra dairesinin yetkisi için de geçerlidir. Yetki sözleşmesi tarafların külli ve cüz’i haleflerini de bağlayacağından alacaklı vekili tarafından başlatılan icra takibinde İstanbul İcra Daireleri yetkilidir. O hâlde borçlunun yetki itirazının reddi gerekir. Diğer taraftan Özel Dairenin bozma kararının beşinci paragrafında “…muteriz borçlu şirket ile alacaklı F3 Bankası A.Ş. anılan yetki sözleşmesinin taraflarının teşkil etmektedir.” ifadesine yer verilmiş ise de, bu ifadenin dosya içeriğine uygun olmayıp maddi hata niteliğinde olduğu anlaşıldığından belirtilen hususa işaret edilmekle yetinilmiştir. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.”

