Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2020/688 Esas
2022/846 Karar
07/06/2022
“Somut olayda; davalı Rektörlük, yerleşke giriş kapılarında otomasyon sisteminin kurulması ve işletilmesi hakkını pazarlık usulüyle yapılan ihale sonucunda davacı şirkete vermiş ve taraflar arasında ihaleye konu sistemin kurulması, on yıl boyunca kira bedeli karşılığında işletilmesi yönünde 01.06.2007 tarihli kira sözleşmesi imzalanmış, sözleşme çerçevesinde davacı şirket sistemi inşa etmiş ve işletmeye başlamıştır. Sözleşme devam ederken dava dışı kişi tarafından Rektörlüğe başvurularak, üniversite yerleşkesine girişlerde ücret alınmasının hukuka aykırı olduğu iddiasıyla uygulamaya son verilmesi ve ödenen bedelin iadesi istenmiştir. Başvurunun idarece reddi üzerine bu işlemin ve ihalenin iptali istemiyle idare mahkemesinde açılan dava Bursa 2. İdare Mahkemesinin 25.11.2009 tarihli, 2009/57 E., 2009/1058 K. sayılı kararıyla reddedilmiştir. Ret kararına karşı davacının temyiz itirazlarını inceleyen Danıştay 13. Dairesi 21.04.2015 tarihli, 2010/521 E., 2015/1545 K. sayılı kararıyla davalı Üniversitenin özel mülkiyetine konu taşınmazın devletin özel mülkiyetindeki taşınmaz mal ya da devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yer olarak nitelendirilmesinin hukuken mümkün olmadığı, bu nedenle bu yerin kiralanmasına ilişkin ihalenin 2886 sayılı Kanun’un 51/g bendinde yer alan şartın gerçekleşmemiş olması sebebiyle bu yerin kiralanmasına ilişkin ihalenin pazarlık usulü ile yapılamayacağı anlaşıldığından, davacı tarafından Uludağ Üniversitesi yerleşkesine araç ile girerken “giriş ücreti” adı altında alınan tutarın iadesi ile uygulamanın kaldırılması istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin işlem ile dayanağı kampüs giriş çıkışlarının kontrolü ve otomasyon sistemi ihalesinin yapılmasına yönelik işlemde hukuka uygunluk görülmemesi nedeniyle davanın reddi yolundaki idare mahkemesi kararında hukukî isabet bulunmadığı gerekçesiyle kararın bozulmasına, dava konusu işlemlerin iptaline, 2577 sayılı Kanun’un 20/A maddesinin ikinci fıkrasının (i) bendi uyarınca kesin olarak (karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere) karar verilmiştir. Bu doğrultuda davalı idare 29.09.2015 tarihli yazı ile kesinleşmiş bulunan yargı kararı uyarınca taşınmazın tahliyesini istemiştir. Kira sözleşmesinin 6/2. bendinde şirket, sözleşmenin haklı nedenlerle Üniversite tarafından feshi hâlinde herhangi bir hak talep etmeyeceğini gayri kabil-i rücü şerh ile kabul etmiştir. Sözleşmedeki bu kararlaştırma tarafları bağlar. Kira sözleşmesi mahkeme kararına dayalı olarak haklı nedenle feshedilmiş olduğundan davacı şirketin tümüyle geçerli bir sözleşmeyle hak sahibi olunmuş gibi, söz konusu hukuka aykırı işlemin getirilerini devam ettirir şekilde bakiye sözleşme süresi için yoksun kalınan kârın talep edilmesi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesi anlamında iyi niyetle de bağdaşmayacağından zararının tazminini talep edemeyeceğinin kabulü gerekir. Üstelik dava dilekçesinin talep sonucu kısmında maddi zarara ilişkin yalnızca yoksun kalınan kâr yönünden talepte bulunulmuş ve 26.01.2018 tarihli dilekçede de yine sadece kazanç kaybı alacağı olarak maddi tazminat talepleri ıslah edilmiş olup HMK’nın 26. maddesinde öngörülen taleple bağlılık kuralı gereğince de davacı tarafça iddia ve talep edilmeyen menfi zarara hükmedilmesi de mümkün değildir.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmelerde; genel olarak kira sözleşmelerinin şahsi bir hak bahşettiği, mülkiyet hakkı olmayan kişinin dahi bir malı kiraya verilebileceği, bu hâlde kira sözleşmesinin geçersizliğinin söz konusu olmayacağı, somut olayda ihalenin iptalinin doğrudan sözleşmenin de geçersizliği sonucunu doğurmayacağı, ihale sürecinin davalı idare tarafından belirlenip yönetildiği gözetildiğinde davacının kusurlu olduğunun kabul edilemeyeceği, hâl böyle olunca direnme kararının Özel Daire bozma kararındaki gerekçelerle bozulması gerektiği görüşüyle, ihalenin hukuken usul ve yasaya uygun olmadığını tespit eden mahkeme kararıyla ifası imkânsız hâle gelen ve eser sözleşmesi niteliği de barındıran sözleşme nedeniyle tarafların verdiklerini sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geri alması gerektiği, bu çerçevede yapılacak değerlendirmeyle davacı tarafından yapılan imalat bedelinin işin yapıldığı yıl mahalli serbest piyasa rayiçleri üzerinden ve bakiye sözleşme süresine oranlama yapılarak tespit edilmesi suretiyle tasfiyenin sağlanması yönünde değişik gerekçeyle kararın bozulmasının yerinde olacağı görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüşler yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. Hâl böyle olunca, usul ve yasaya uygun olan direnme kararı onanmalıdır.”

