Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2023/953 Esas
2024/504 Karar
09/10/2024
“Vasıflı ikrarda, (ki buna gerekçeli inkar da denilmektedir) karşı tarafın ileri sürdüğü maddi vakıanın varlığı kabul edilmekle birlikte, onun hukuki niteliğinin (vasfının) ileri sürülenden başka olduğu bildirilir. Örneğin davalının, davacıdan 1.000,00 TL aldığını ikrar etmesi, fakat bu parayı ödünç olarak değil, bağış olarak aldığını bildirmesi hâlinde olduğu gibi. Daha somut bir anlatımla ikrar eden, karşı tarafın talep sonucu açısından dayandığı sonucu/niteliği kabul etmemekte, o vakıadan böyle bir sonuç çıkarıltılmasının mümkün olmadığını belirtmektedir. Birinci bölümde vakıa ikrar edilerek çekişmeli olmaktan çıkmakta, ikinci bölümde ise niteleme ve doğduğu ileri sürülen sonuç ihtilaflı kalmakta ve dolayısıyla bu hususu kimin ispat etmesi gerektiği sorunu ortaya çıkmaktadır. Öğreti ve Yargıtaydaki hakim görüşe göre, vasıflı ikrar bölünemez, vasıflı ikrarda bulunan taraf, ikrar ettiği maddi vakıa ile ilgili hukuki nitelendirmeye ilişkin iddiayı ispat etmesi beklenemez. Dolayısıyla vasıflı ikrar bölünemeyeceğinden paranın ödünç olarak verildiği iddiasının davacı tarafından ispatı gerekmektedir (L. Şanal, Görgün / Levent, Börü / Mehmet, Kodakoğlu: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2023, s. 436).
Somut olay değerlendirildiğinde; ilk derece mahkemesince davacının tapu iptali ve tescile yönelik talebinin sabit olmadığından reddine, davacının alacağa yönelik talebinin ise kısmen kabulüne, 700.000,00 TL alacağın dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalılardan yarı oranında alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş; anılan karara karşı davacı tarafın temyizinin bulunmaması nedeniyle tapu iptali ve tescil talebi uyuşmazlık dışında kalmıştır. Terditli talep yönünden ise davacı tarafından 800.000,00 TL’nin banka havalesi ile 90.000,00 TL’nin ise elden davalılara verildiği, dava konusu taşınmazların, davacının gönderdiği paralarla alındığı iddiası usulüne uygun yazılı belge ile (§10-11) kanıtlanamadığı gibi davalıların yargılama aşamasında taşınmazların bedellerinin davacı tarafından bağış yoluyla davalılara verildiğine yönelik beyanları vasıflı ikrar mahiyetinde (§ 28) olup, bu ikrar bölünemez. Buna göre, vasıflı ikrarda kanıtlama yükümlülüğü, ikrar eden tarafa (davalılara) değil, vakıayı ileri süren tarafa (davacıya) aittir. Dolayısıyla mahkemece davacı tarafından iddia olunan vakıalar ispatlanamadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiştir. Hâl böyle olunca direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan ilave gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulması gerekmiştir.”

