Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2017/867 Esas
2022/369 Karar
22/03/2022
“Somut olay değerlendirildiğinde; birleşen davanın davalısı …’in aynı zamanda kız kardeşinin de eşi olan dava dışı …’ı 01.05.2006 tarihli vekâletname ile pay devri için vekil tayin ettiği, ancak sonrasında 11.11.2009 tarihli azilname ile vekillikten azlettiği, azilnamenin 16.11.2009 tarihinde vekile tebliğ edildiği, dosyaya sunulan tüm delil ve belgeler ile ortaya konulduğu üzere, dava dışı vekil … ’ın azilnamenin tebliğ edildiği adresinin tüm işlerini yönettiği ve bilinen adresi olduğu, tebligatı alanın da kooperatifin denetim kurulu üyesi olup, …’ın iş yerinde birlikte çalışan işçisi … olduğu anlaşılmaktadır. Azilname, vekil … ’ın yanı sıra 17.11.2009 tarihinde asıl davanın davalısı kooperatife de tebliğ edilmiş olup, asıl ve birleşen davanın davacısı …’ın ortaklık için kooperatife yaptığı başvurusu azilnamenin varlığı nedeniyle reddedilmiştir.
Bu arada vekil eden …’in kız kardeşi ile vekil … ’ın evliliği bozulmuş, 05.05.2010 tarihinde Bakırköy 4. Aile Mahkemesinde boşanma davası açılmış, … kendisini tehdit ettiği iddiasıyla Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’na 13.04.2010 tarihinde kayın biraderi … ve kardeşleri hakkında şikâyet dilekçesi vermiştir. Dava konusu kooperatif hissesinin devrine ilişkin sözleşmenin düzenlendiği tarih ise 16.12.2010 olup, bu kronolojik sıra gözetildiğinde azilname olmasa dahi dava dışı vekil … ile … arasındaki ilişki devir tarihinden önce bozulmuştur. Şu hâlde hisse devrinin, azilnameden ve boşanmadan sonra yapılması vekil … ’ın sadakat ve özen yükümlülüğünü yerine getirmeyerek vekâlet görevini kötüye kullandığını göstermektedir.
Öte yandan asıl ve birleşen davanın davacısı …, vekil … ‘dan dava konusu hisse dışında aynı vekâlet ilişkisine dayanarak …’in annesi ile babasına ait olan iki hisse daha satın almıştır. Kooperatif hissesini 16.12.2010 tarihinde devralan …, üyeliğinin tespit ve tescili için uzun sayılabilecek bir süre bekleyerek 01.11.2011 tarihinde kooperatif yönetim kuruluna başvuruda bulunmuştur. Bu süreçten …’ın aldığı hisseler yönünden durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermediği, pay devri öncesinde yapacağı küçük bir araştırma ile vekâlet yetkisinin sona erdiğini belirleyebileceği, vekil … ile çıkar ve işbirliği içerisinde olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda TMK’nın 2. maddesindeki dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak vekil eden …’in devir sözleşmesi ile bağlı olduğundan ve hisse devir sözleşmesi ile ortaklık payı devrinin hukuken geçerli olduğundan söz edilemez.
Netice itibariyle mahkemece asıl ve birleşen davanın davacısı … tarafından pay devri öncesinde yapılacak en küçük bir araştırma ile vekâlet yetkisinin sona erdiğinin belirlenebileceği, vekâlet yetkisinin sona erdiğinin kooperatifçe de bilindiği, devir tarihi itibariyle azledilen vekil … ’ın yaptığı hisse devrinin geçerli olmadığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine yönelik verilen direnme kararı yerinde ve doğru olmuştur.
Diğer taraftan her ne kadar asıl dava tarihi 15.02.2012, birleşen dava tarihi de 31.05.2012 olmasına rağmen, direnmeye ilişkin gerekçeli karar başlığında dava tarihi 05.12.2014 olarak hatalı gösterilmiş ve birleşen Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/309 E., 2013/5 K. sayılı davanın numarası ve dava tarihi yazılmamış ise de, bu husus mahallinde düzeltilebilir maddi hata niteliğinde olup, esasa etkili olmadığından ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır. Hâl böyle olunca, usul ve yasaya uygun olan direnme kararı onanmalıdır.”

