Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2020/674 Esas
2022/1291 Karar
18/10/2022
“Davalı şirketin 30.09.2015 tarihinde yapılan genel kurulunun (6) numaralı kararı ile; yönetim kurulu üyesi …’ın davacının olumsuz oyuna karşılık yönetim kurulu üyesi … ve vasisi olduğu …’ın adına olumlu oyu ile ibra edildiği, yine yönetim kurulu üyesi …’ın ise davacının olumsuz oyuna karşılık diğer yönetim kurulu üyesi …’ın olumlu oyu ve …’ın vasisi sıfatıyla … tarafından kullanılan olumlu oyla ibra edildiği, …’ın …’ın vasisi sıfatıyla kendi ibrasında kendisi lehine oy kullandığı anlaşılmaktadır. TTK’nın 436/2. maddesi “Şirket yönetim kurulu üyeleriyle yönetimde görevli imza yetkisini haiz kişiler, yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine ilişkin kararlarda kendilerine ait paylardan doğan oy haklarını kullanamaz.” hükmünü haizdir. Buna göre şirket yönetim kurulu üyeleri ile yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine ilişkin kararlarda kendilerine ait paylardan doğan oy haklarını kullanamazlar. Bu hüküm emredici nitelikte olması nedeniyle yönetim kurulu üyelerinin diğer yönetim kurulu üyelerinin ibrasında kullandığı oylar geçersizdir. Bu durumda … ve …’ın yönetim kurulu üyelerinin ibrasında kullandığı oylar geçersiz olacaktır. Bu yönetim kurulu üyelerinin olumlu oyları düşüldüğünde yönetim kurulu üyeleri … ve … davacının 160.000 adet olumsuz oyuna karşılık kısıtlı …’ın 240.000 olumlu oyu ile ibra edilmişlerdir.
Ancak şirket ortaklarından …’ın … Sulh Hukuk Mahkemesinin 18.11.2014 tarihli ve 2014/591 E., 2014/1072 K. sayılı kararı ile kısıtlanmasına ve kızı …’ın vasi olarak atanmasına, ayrıca şirket toplantıları ile diğer tüm işlemlerde kısıtlının vasi tarafından temsil edilmesine karar verilmiştir. Öte yandan vesayet makamı, dava konusu genel kurul toplantısı tarihinden sonra 21.01.2016 tarihli ara kararı ile kısıtlının hissedar olduğu şirketlerde genel kurul toplantılarında vasinin kısıtlı adına oy kullanamayacağına ve kısıtlının bu toplantılarda kayyumla temsili gerektiğine dair karar almış, bu konuda vasiye ve davalı şirkete tebligat yapılmıştır.
Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 418. maddesi gereğince menfaati kendisine vasi atanacak kişinin menfaati ile önemli ölçüde çatışan kişiler vasi olarak atanamaz. Başka bir deyişle vasi olarak atanacak kişinin menfaati ile kısıtlının menfaatinin çatışmaması zorunludur. Öte yandan TMK’nın 426/2. maddesi gereğince bir işte yasal temsilcinin menfaati ile kısıtlının menfaati çatışıyorsa, istek üzerine veya re’sen o işle sınırlı olmak üzere kısıtlıya temsil kayyumu atanabilir. Bu itibarla … Sulh Hukuk Mahkemesinin 18.11.2014 tarihli ve 2014/591 E., 2014/1072 K. sayılı kararı ile vasiye şirket toplantılarında kısıtlıyı temsil etmesi konusunda yetki verilmiş ise de TMK’nın 418. maddesi gereğince yönetim kurulu üyesi olan vasi ile kısıtlı arasında menfaat çatışması bulunduğundan şirket ortağı kısıtlı …’ın yönetim kurulu üyelerinin ibrasında ancak TMK’nın 426/2 maddesi gereğince atanacak kayyum aracılığıyla oy kullanabilecektir. Dolayısıyla yönetim kurulu üyesi olan …’ın vasisinin yönetim kurulu üyelerinin ibrasında oy kullanamayacağı göz önüne alındığında, davalı şirketin anılan genel kurulunun (6) numaralı kararının iptaline dair direnme kararı yerindedir.
Bununla birlikte davacı vekili tarafından davalı şirketin 30.09.2015 tarihinde yapılan genel kurulunda alınan şirketin geçmiş yıllardaki kârının dağıtılmaması ile 2014 yılı kârının sadece %5’inin dağıtılmasına ilişkin (7) numaralı kararının iptali yönünden; davalı şirketin kâr elde etmesine rağmen geçmiş yıllardaki kârının dağıtılmaması ile 2014 yılı kârının sadece %5’inin dağıtılmasına karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek iptal talebinde bulunmuştur. Davalı şirketin 30.09.2015 tarihinde yapılan genel kurulunun (7) numaralı kararı ile; şirketin geçmiş yıllar kârının dağıtımı görüşülmüş görüşmeler sonucunda geçmiş yıllar kârının dağıtılmasına, 6552 sayılı Kanun kapsamındaki zarar mahsup edildikten sonra kalan 2014 yılı kârının ise %5’inin ortaklara dağıtılarak kalanın olağanüstü yedek akçe olarak ayrılmasına karar verilmiştir. Dosya kapsamında bulunan bilirkişi raporuna göre davalı şirketin 22.605.819,85TL kâr elde ettiği, olağan kâr tutarının tamamı olmasa dâhi yarısına kadar makul bir miktarının dağıtılmasına elverişli bulunduğu tespit edilmiştir.
TTK’nın 408/2-d maddesi gereğince kâr payını dağıtma konusunda münhasır yetkili organ genel kuruldur. Ancak genel kurulun yıllık bilançoya göre belirlenen yıllık kâr dağıtımına ilişkin yetkinin sınırını, keyfilik ve hakkın kötüye kullanılması teşkil etmektedir. Bu nedenle pay sahibinin, anonim şirketin salt kâr gütme amacına dayanan mutlak nitelikteki bu hakkı, sadece keyfi olarak hiç dağıtılmaması halinde değil, aynı zamanda yeteri kadar dağıtılmamasında da ihlal edilmiş olur. Dolayısıyla genel kurulun yıllık kârın dağıtımına ilişkin hakkını hiç ve yeteri kadar dağıtmayacak ve özellikle azınlığı zarara sokacak şekilde kullanması, pay sahibinin kâr payı hakkını ihlal edecektir. Bu itibarla davalı şirketin %5’den daha fazla dağıtılabilecek kadar kâr elde etmesi karşısında geçmiş yıllardaki kârının dağıtılmaması ile 2014 yılı kârının sadece %5’inin dağıtılmasına ilişkin (7) numaralı kararın dürüstlük kuralına aykırı olduğu ve iptali şartlarının oluştuğu kabul edilmelidir. Dolayısıyla davalı şirketin anılan genel kurulunun (7) numaralı kararının iptaline dair direnme kararı da yerindedir. O hâlde, Bölge Adliye Mahkemesince yazılı şekilde davalı şirketin 30.09.2015 tarihinde yapılan genel kurulunun (5) numaralı kararın iptaline dair talebin reddine, (6) ve (7) numaralı kararların iptaline dair talebin kabul edilerek bu kararların iptaline dair verilen direnme kararı yerinde olup usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerekmiştir.”

