Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2020/38 Esas
2022/335 Karar
16/03/2022
“Sigorta sözleşmeleri her iki tarafa hak ve yükümlülükler yükleyen, karşılıklılık güven ve iyi niyet esasına dayalı olarak kurulan sözleşmelerdir. Bu kapsamda bakıldığında TTK’nın 1423. maddesinin 1. fıkrasında; sigortacı ve acentesinin, sözleşme kurulmadan önce inceleme için gerekli süre tanınmak şartıyla sözleşmeye ilişkin bütün bilgileri, sigortalının sözleşme kapsamında haklarını, sigortalının özel olarak dikkat etmesi gereken hükümleri, gelişmelere bağlı bildirim yükümlülüklerini sigorta ettirene yazılı olarak bildirmesi ve poliçeden bağımsız olarak sözleşme süresince sigorta ilişkisi bakımından önemli sayılabilecek olayları ve gelişmeleri sigortalıya yazılı olarak açıklaması gerekmektedir. Maddenin 2. fıkrasında ise anılan yükümlülüğe aykırı davranmanın sonuçları düzenlenmiştir. Bu yükümlülüğe aykırı davranılarak aydınlatma açıklamasının verilmemesi hâlinde, sigorta ettirenin sözleşmenin yapılmasına on dört gün içinde itiraz etme hakkı vardır. Sigorta ettiren sözleşmenin yapılmasına bu on dört günlük süre içinde itiraz etmemiş ise sözleşme poliçede yazılı şartlarla yapılmış olur. Aydınlatma açıklamasının verildiğini ispat yükü sigortacıdadır.
Görüldüğü üzere hukuk sistemimizde emredici hükümlere aykırı olmamak koşuluyla irade hürriyeti ve akit serbestisi ilkesi sınırları içinde tarafların diledikleri gibi sözleşme yapabilmeleri mümkündür. Elbette taraflarca kabul edilen özel şartla, poliçe genel şartlarının ve kanunun emredici hükümlerinin bertaraf edilmesi mümkün değildir. Davaya konu edilen sigorta poliçesi incelendiğinde; poliçede yetkili servislerde onarım yapılmaması durumunda %30 oranında muafiyet uygulanacağı, yetkili servis dışında yapılan onarımlarda hasar tazminatının %30’luk kısmının sigortalı tarafından karşılanacağı kararlaştırılmıştır. Taraflar arasında düzenlenen Kasko poliçesindeki özel şart TTK’nın 1452. maddesinde sayılan emredici Kanun hükümlerine aykırı olmadığı gibi 1486. maddede yer alan koruyucu hükümlere de uygun bulunmaktadır. Ayrıca TTK’nın 1423/2. maddesi gereği poliçede yer alan kloza on dört gün içinde itiraz etme hakkı olan davacının bu kayda herhangi bir itirazı da olmamıştır. Bu durumda taraflar arasında poliçede kararlaştırılan muafiyet kaydının geçerli olduğu yönünde bir kuşku bulunmamaktadır. Davacı tarafça da dava dilekçesinde poliçenin ya da poliçede bulunan muafiyet kaydının geçersiz olduğu yönünde bir iddiada bulunulmadığı gibi, dayandığı ekspertiz raporunda da bu yönde bir belirlemeye yer verilmemiştir. Aksine davacı tarafça, geçerli sözleşme ilişkisi içerisinde gerçek zarar bedelinin karşılanmadığı iddia edilerek talepte bulunulmuştur. Bu durumda mahkemece, davacının istemi hatalı değerlendirilerek taraflarca ileri sürülmeyen bir hususta yanılgılı değerlendirme yapılarak, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 26. maddesinde yer alan hâkimin, tarafların talep sonuçlarıyla bağlı olduğu, talepten fazlasına veya başka bir şeye karar veremeyeceği şeklinde nitelendirdiğimiz “taleple bağlılık ilkesi” ne de aykırı olacak şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; davacının sunulan servis faturasına göre gerçek zarar bedelinin eksik olduğunu savunduğu, savunmanın niteliği gereği bu beyanın poliçede yer alan özel şartın da geçersiz olduğunun ileri sürülmüş olması anlamına geleceği, Özel Dairenin bozma kararını geçersizliğin ileri sürülmemiş olması ve taleple bağlılık ilkelerine dayandırdığı gözetildiğinde, bu açıdan direnme kararının uygun kabul edilmesinin, mahkemenin diğer gerekçelerinin ise bozma kapsamı dikkate alınarak Özel Dairece incelenmesinin gerektiği ileri sürülmüş ise de; bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.”

