Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2019/592 Esas
2022/706 Karar
24/05/2022
“Dava dilekçesinde hiç gösterilmemiş veya yanlış gösterilmiş olsa bile HMK’nın 33. maddesi kapsamında doğru hukukî sebebi bulmak ve uygulamak hâkimin görevidir. Bir davadaki talep sonucu bazı kısımları itibarıyla birden fazla dava türü tanımıyla ilgili, çakışan yani benzer unsurlar içeriyor olabilir. Bu gibi durumlarda hâkim davayı aydınlatma ödevi kapsamında davacıdan açıklama isteyerek doğru dava türünü belirlemelidir. Zira bir miktar belirtilmek sureti ile açılan belirsiz alacak davası da alacak ister belirli ister belirsiz olsun bir eda davasıdır ve eda davalarında hukukî yarar var kabul edilir. Öte yandan davacının dava açmaktan başka bir yolla alacağına kavuşması mümkün olmayıp bir mahkeme kararına muhtaç ise dava açmakta hukukî yararının bulunduğu tartışmasızdır.
Başka bir anlatımla alacağın belirli veya belirsiz olması başlangıçta var olan hukukî yararı ortadan kaldırmaz. Somut olayda; davacının 03.04.2006 tarihinde geçirdiği iş kazası neticesinde açmış olduğu davada Ankara 18. İş Mahkemesinin 26.12.2013 tarihli ve 2006/415 Esas, 2013/982 Karar sayılı kararı ile davacı yönünden 50.000TL manevi, 138.106,13TL maddi ve eşi için 15.000TL manevi tazminatın davalılardan müteselsilen tahsiline, davacının maddi tazminat konusundaki fazlaya ilişkin talep ve dava haklarının saklı tutulmasına karar verilmiş kararın gerekçesinde davacının toplam maddi zararının 212.110TL olduğu belirtilmiştir. Sözü edilen bu karar davalıların temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 18.02.2015 tarihli 2014/14920 E., 2015/2764 K. sayılı kararı ile onanmış olup davacı vekilince bakiye maddi tazminat alacağının tahsili için eldeki dava açılmıştır.
Şu hâlde yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde davacı vekili Ankara 18. İş Mahkemesinin 26.12.2013 tarihli ve 2006/415 E. 2013/982 K. sayılı kararı ile hüküm altına alınmayan bakiye kısmı için fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak suretiyle 74.003,87TL maddi tazminat talep etmiş olup davasını açıkça belirsiz alacak davası olarak nitelendirmiştir. Davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasına rağmen tazminatın belirli olduğu sonucuna ulaşıldığından somut olayda belirsiz alacak davasının koşulları bulunmamakta ise de davacının, mevcut yasal düzenlemeler karşısında dava açmaktan başka bir yolla alacağına kavuşma imkânı olmayıp, bir mahkeme kararına ihtiyaç bulunması karşısında eldeki eda davasını açmakta hukukî yararının bulunmadığını söylemek mümkün değildir. Hâl böyle olunca direnme kararı usul ve yasaya uygundur.”

