Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2020/75 Esas
2022/1408 Karar
27/10/2022
“İcra takibinin dayanağı olan âdi senet altındaki imza borçlu tarafında kabul edilir ve senet belli bir meblâğ (para) için kayıtsız şartsız bir borç ikrarı (borç tanıması) içerirse, alacaklı, bu senede dayanarak itirazın kesin kaldırılmasını isteyebilir ve (icra mahkemesinde) alacaklı olduğunu bu senetle ispat edebilir. Borç ikrarının sebebi, alacaklının kendi borcunu tamamen yerine getirmiş olduğu, iki tarafa borç yükleyen (iki taraflı) bir sözleşme (akit) de olabilir. Örneğin yazılı bir satış sözleşmesinde malın alıcıya teslim edilmiş olduğu (yani, satıcının sözleşmeden doğan borcunu tamamen yerine getirdiği ve alıcının (borçlunun) satış bedelini belli bir tarihte ödeyeceği yazılı ise böyle bir yazılı satış sözleşmesi de borç ikrarıdır, yani İİK’nın 68. maddesinin 1. fıkrasında yazılı belgelerdendir (Kuru, s. 280).
Borç ikrarının kayıtsız ve şartsız olması gerekir. Borçlu, senette hiçbir kayıt ve şart ileri sürmeksizin, borçlu olduğunu ikrar (kabul) etmiş olmalıdır. Borç ikrarı belli bir miktar para borcu hakkında olmalıdır. Yani, senette borçlunun borçlu olduğunu kabul ettiği borç miktarı açıkça gösterilmelidir. Borç miktarını göstermeyen ve fakat borçlunun yalnız borçlu olduğunu bildiren belge İİK’nın 68. maddesinin 1. fıkrası anlamında bir belge değildir. Alacaklının belirtilen niteliklere sahip bir âdi senede dayanarak icra mahkemesinden itirazın kesin kaldırılmasını isteyebilmesi için âdi senet altındaki imzanın, takip borçlusu tarafından ikrar edilmiş olması gerekir. Borçlu itiraz ederken imzayı ikrar ettiğini açıkça bildirebilir. İİK’nın 62. maddesinin 5. fıkrası uyarınca borçlu, itirazında imzayı inkâr ettiğini ayrıca ve açıkça bildirmezse, o icra takibi yönünden âdi senetteki imzayı ikrar etmiş sayılır (Kuru, s. 281-282). Somut olayda; alacaklı vekili tarafından borçlu aleyhine 04.07.2011 tarihli “alacağın temliki, sulh, icra ve feragatname sözleşmesi” başlıklı belgeye dayanılarak genel haciz yolu ile ilamsız icra takibi başlatıldığı, borçlu vekilinin yasal sürede icra dairesine verdiği dilekçe ile borca itiraz ettiği, alacaklı vekilinin duran takibin devamını sağlamak için itirazın kaldırılması istemi ile icra mahkemesine başvurduğu anlaşılmaktadır.
Takibe dayanak 04.07.2011 tarihli “alacağın temliki, sulh, icra ve feragatname sözleşmesi” başlıklı belgenin incelenmesinde; sözleşmenin 4.1. maddesinde muhatap alacaklının Tasfiye Hâlindeki …Finans Kurumu A.Ş.‘nin 468862 numaralı kâr ve zarar katılım akdi, cari hesaplar ve hesapların eklerinde bulunan 3.693USD’yi bütün hakları ile birlikte temlik alan borçluya temlik ettiği, sözleşmenin 4.2. maddesinde muhatap alacaklının daha evvelce Türk Lirası hesaplarının Amerikan Dolarına, Alman Markı hesapların EURO’ya çevrilmiş olması nedeniyle gerek Türk Lirası, gerekse Alman Markı alacağı kalmadığını kabul ve beyan ettiği, buna ilişkin olarak tarafların tamamını en geniş anlamda gayri kabili rücu ibra ettiği, 4.4. maddesinde muhatap alacaklının bu sözleşmenin imzalanması ile birlikte bütün sonuçları itibari ile hukukî ve cezaî yönden şahsi hakları da kapsar şekilde asıl alacak, ücreti vekalet, faiz, munzam zarar ve sair alacaklarda dahil olmak üzere şikâyet, ceza davaları, hukuk davaları ve icra takibi yönünden kurum ve ilgilileri en geniş anlamda gayri kabili rücu ibra ettiğinin kararlaştırıldığı görülmektedir.
Takibe dayanak sözleşmenin 4.3. maddesinde ise temlik alan borçlunun, muhatap alacaklının kendisine temlik ettiği tutarı muhatap alacaklıya belirtilen vadelerde taksitler hâlinde ödeyeceği, her bir taksitin ödeme günündeki TCMB döviz alış kuru karşılığı Türk Lirası olarak ödeyeceğinin kararlaştırıldığı, temlik alan borçlunun ve muhatap alacaklının bu durumu gayri kabili rücu kabul, beyan ve taahhüt ettikleri anlaşılmaktadır. Şu hâle göre takibe dayanak sözleşme herhangi bir koşul içermemekte olup, sözleşmede muhatap alacaklının temlik ettiği miktar ile temlik alan borçlunun ödeyeceği taksitlerin miktarları ile vade tarihi açık ve nettir. Alacağın varlığı, miktarı ve tahsili genel mahkemede yargılamayı gerektirmemektedir. Bu hâli ile takibe dayanak belge, İİK’nın 68. maddesi kapsamında imzası ikrar edilen, kayıtsız, şartsız, belirli bir para borcu ikrarını içerir belge niteliğindedir. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, muhatap ile Tasfiye Hâlindeki …Finans Kurumu A.Ş. arasındaki cari hesap ilişkisinin belirli olmadığı, alacağın tahsili için muhatap alacaklının alacağı temlik ettiği, ödemenin taksitlere bağlanmış olmasının kayıtsız ve şartsız borç ikrarı anlamına gelmeyeceği, borç ikrarının bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. Hâl böyle olunca, mahkemece Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.”

