Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2021/284 Esas
2022/1371 Karar
25/10/2022
“Davadan feragatin; yalnız mevcut davadan değil, o dava ile istenen haktan da vazgeçme anlamına gelmekte olduğu tartışmasızdır. Davadan feragat neticesinde feragate konu teşkil eden hak tamamen düşer ve artık bir daha dava konusu yapılamaz. Bu nedenle; bir usul hukuku kavramı olarak davadan feragatin açık, kesin ve koşulsuz olması kanun gereğidir. Öte yandan davadan feragatin “açık, net ve şüphe uyandırmayacak” nitelikte olması gerekmektedir. Feragatin kesin hükmün sonuçlarını doğurucu olması nedeniyle bütün bu özellikleri içermesi zorunludur. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 13.04.2005 tarihli ve 2005/11-242 E., 2005/249 K.; 29.04.2009 tarihli ve 2009/13-76 E., 2009/120 K.; 29.04.2009 tarihli ve 2009/12-112 E., 2009/126 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
Yapılan açıklamaların ışığı altında somut olaya gelince; davacının 10.08.2010 tarihinde açılan davanın ilk aşamasından itibaren vekil tarafından temsil edildiği ve hâlen aynı vekilin görevini sürdürdüğü, her ne kadar sağır-dilsiz ve okuryazar olmamak tek başına ehliyetsizlik sebebi değil ise de işaret dilinden ve dudak okumadan anlamayan, okuryazarlığı bulunmayan, iletişime tamamen kapalı olduğu tespit edilen, 23.12.2016 tarihli muayenesinde sol göz miyopi, total konuşma kaybı, iki taraflı ve çok ileri derecede işitme kaybı ve bunların yanında kalp yetmezliği tanıları ile kısıtlanmasına ve vesayet altına alınmasına karar verilen sağır ve dilsiz davacının; 15.02.2016 tarihinde bizzat Yargıtaya gelerek el yazısı ile kaleme alınmış bir dilekçe ile sunmuş olduğu feragat beyanının açık, net ve şüphe uyandırmayacak nitelikte olduğundan söz etme imkânı bulunmamaktadır.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında kişinin sağır ve dilsiz olması ya da okuma yazma bilmemesi nedeniyle ehliyetsiz sayılamayacağı, dolayısıyla yaptığı işlemlerin hukuken geçersiz olduğu sonucuna gidilemeyeceği, davacıya vasi tayin edilmiş ise de vesayet kararının TMK’nın 408. maddesi uyarınca ve feragat tarihinden sonra verildiği, TMK’nın 408. maddesi ile düzenleme altına alınan kısıtlanma sebebinin akıl rahatsızlığı veya akıl hastalığına dayalı olmadığı da gözetilerek bozma ilamında belirtildiği gibi vesayet dosyası getirtilerek feragatin iptalini gerektirir bir irade bozukluğunun bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerektiği, hâl böyle olunca mahkemece verilen direnme kararının gerekçesi genişletilmek suretiyle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. Hâl böyle olunca yerel mahkemece feragat dilekçesinin geçersiz olduğunun tespiti ile davanın kabulüne dair verilen direnme kararı yerindedir.”

