Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2019/115 Esas
2022/28 Karar
20/01/2022
“İlk aşama olan dilekçeler aşaması talep ile başlar. Mahkemenin bir davaya bakabilmesi için davacının talebi şarttır. Bu talep dava dilekçesi ile yapılır ve dava, dilekçenin kaydedilmesi ile açılmış sayılır. Bu şekilde genel yargılamanın ilk aşaması olan dilekçelerin verilmesi aşaması da başlamış olur. Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra mahkemece ön incelemeye geçilir. Ön inceleme aşamasında, nihai karara varılmaz veya taraflarca ön inceleme aşamasında dava konusunun tümü hakkında sulh olunamaz ise tahkikat aşamasına geçilir. Ön inceleme aşamasının sonunda düzenlenen tutanak esas alınmak suretiyle tahkikat yürütülür. Tahkikat aşamasında tarafların ileri sürdükleri vakıaların doğru olup olmadığı araştırılır ve tespit edilir. Davanın en uzun aşaması çoğu zaman tahkikat aşamasıdır. Tahkikat aşamasının sona ermesinden sonra yani dava dosyasının tekemmül etmesinden sonra sözlü yargılama aşamasına geçilir. Taraflar tahkikat aşamasının sonucuna göre iddia ve savunmalarını gözden geçirirler ve bu husustaki son sözlerini söylerler. Bu aşama da tamamlandıktan sonra mahkemenin hüküm vermesi gerekir.
Tahkikat aşamasına değinmek gerekirse; hâkim tarafların dilekçelerinde ileri sürdükleri iddia ve savunmaları ve bunların ispatı için gösterilen delilleri inceleyip bitirince, tahkikatın tümü hakkında açıklama yapabilmeleri için duruşmada hazır bulunan taraflara söz verip, onları dinledikten sonra, tahkikatı gerektiren hususun kalmadığı anlaşılınca tahkikat aşamasının sona ermiş olduğunu taraflara tefhim eder (HMK m. 184) ve sözlü yargılama aşamasına geçilir (HMK m. 186). (Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder/ Taşpınar Ayvaz, Sema/ Hanağası, Emel; Medeni Usul Hukuku, 6. Baskı, Ankara 2020, s. 478).
Somut olayda, davacı vekilinin katıldığı ancak ertelenen duruşma gününün yazılmadığı 02.04.2013 tarihli celse zaptında her ne kadar “Taraflara HMK’nın 186. maddesi gereğince tahkikat aşamasında önümüzdeki celse sözlü yargılamaya geçilebileceği, hazır bulunmadıkları takdirde yokluklarında hüküm verileceğinin ihtarına (ihtarat yapıldı) davalıya çıkacak tebligata da dercine” ifadesi yazılmış ise de, yargılamanın geldiği safahat incelendiğinde henüz bilirkişi raporlarının temin edilmediği, raporların taraflara tebliği ve rapora karşı beyanların alınması sürecinin tamamlanmadığı anlaşılmakla tahkikat aşamasının bittiğinden bahsedilemez.
Mahkemece işlemden kaldırma kararı verildiğinde henüz tahkikat aşamasının tamamlanmadığı, 02.04.2013 tarihli zapta sonraki celse sözlü yargılamaya geçilebileceği dercedilmekle teveşşüşe (karışıklığa) yol açıldığı, meydana gelen bu durumdan davacı aleyhine sonuç çıkarmanın doğru olmayacağı, zapta yazılması unutulan duruşma tarihinin 03.10.2013 olduğunu belirten davacı vekiline çıkarılan tebligatın usulsüz olduğu, dolayısıyla davacı vekilinin 03.10.2013 tarihli celseden haberdar olduğu, duruşmaya bilerek katılmadığı sonucuna varılamayacağı açıktır. Mahkemece bu şekilde işlemden kaldırma ve akabinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi, Özel Daire bozma kararında da işaret edildiği üzere, HMK’nın 27. maddesinde düzenlenen ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan “hukuki dinlenme hakkı” na aykırılık teşkil eder. Sonuç itibariyle, Mahkemece Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.”

