Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2019/783 Esas
2022/202 Karar
24/02/2022
“Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 E., 1959/5 K. sayılı kararında; “Temyizce bir kararın bozulması ve mahkemenin bozma kararına uyması hâlinde bozulan kararın bozma sebeplerinin şümulü dışında kalmış cihetlerinin kesinleşmiş sayılması, davaların uzamasını önlemek maksadiyle kabul edilmiş çok önemli bir usulü hükümdür. Bir cihetin bozma kararının şümulü dışında kalması da iki şekilde olabilir. Ya o cihet, açıkça bir temyiz sebebi olarak ileri sürülmüş fakat dairece itiraz reddedilmiştir, yahutta onu hedef tutan bir temyiz itirazı ileri sürülmemiş olmasına rağmen dosyanın Temyiz Dairesince incelendiği sırada dosyada bulunan yazılardan onun bir bozma sebebi sayılması mümkün bulunduğu hâlde o cihet Dairece bozma sebebi sayılmamıştır. Her iki hâlde de o konunun bozma sebebi sayılmamış ve başka sebeplere dayanan bozma kararına mahkemece uyulmuş olması, taraflardan birisi lehine usulî bir müktesep hak meydana getirir ki, bu hakkı ne mahkeme, ne de Temyiz Mahkemesi halele uğratabilir” denilmiştir.
Sözü edilen içtihadı birleştirme kararında, mahkemenin bozmaya uyması hâlinde, bozma kararı dışında kalan hususların kesinleşeceği ve kesinleşen bu hususların yargılama kapsamına alınmaması gerekeceği kabul edilmiştir. Bu kapsamda, bozmaya uyma ile bozma kararı dışında kalarak kesinleşen hususlar lehine olan taraf açısından usulî kazanılmış hakkın meydana geleceği açıklığa kavuşturulmuştur. Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı veya geçmişe etkili yeni kanun çıkması, uygulanması gereken kanun hükmünün hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilmesi, görev, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve bozma kararının maddi hataya dayanması gibi hâllerde usulî kazanılmış hak oluşması mümkün değildir.
Nitekim, aynı hususlara Hukuk Genel Kurulunun 12.10.2021 tarihli ve 2017/3-443 E., 2021/1198 K. sayılı kararında da değinilmiştir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; yargılama sırasında mahkemece, davacının davalıya borcunun olup olmadığının tespit edilebilmesi için üç kişiden oluşan bilirkişi heyetinden 28.02.2013 tarihli bilirkişi raporu alınmış, alınan raporda davalı … Elektrik Dağıtım A.Ş.’nin talep edebileceği gerçek kaçak elektrik tüketim bedelinin 771,06TL, kaçak elektrik ek tahakkuk bedelinin 1.691,41TL olduğu belirtilmiştir. Rapora yapılan itiraz üzerine yeniden oluşturulan ve üç kişiden oluşan bilirkişi heyetinden 10.06.2014 tarihli ikinci rapor alınmış, bu raporda ise davacının davalı şirkete 13.631,01TL kaçak elektrik bedeli ve 5.087,55TL ceza bedeli olmak üzere toplam 18.718,56TL borçlu olduğu tespit edilmiştir. Mahkemece, alınan ikinci raporun dosya kapsamına uygun olduğu belirtilerek bu tespit üzerinden hüküm tesis edilmiş; kararın davalı vekili tarafından temyizi üzerine Özel Dairece, alınan iki bilirkişi raporu arasında çelişki bulunması nedeniyle üçüncü bilirkişi heyetinden rapor alınmasına ihtiyaç bulunduğu gerekçesiyle karar bozulduğundan, Mahkemece bozmaya uyularak 11.05.2017 tarihli yeni bilirkişi heyeti raporu alınmıştır. Alınan son raporda davacının 1.073,99TL kaçak tahakkuku ile 2.409,28TL kaçak ek tahakkuku olmak üzere toplam 3.483,27TL tutarından sorumlu tutulması gerektiğinin belirtilmesi sonucunda Mahkemece, verilen ikinci kararın davacı tarafından temyiz edilmemesi nedeniyle 10.06.2014 tarihli bilirkişi heyeti tespitinin hükme esas alınması gerektiği, davalı lehine usulî müktesep hak oluştuğu gerekçesiyle direnme kararı verildiği anlaşılmaktadır. Hâl böyle olunca, Mahkemece usulî kazanılmış hakkın gözetilmesi suretiyle verilen karar hakkında, hükmüne uyulan bozma kararının gereklerinin yerine getirilmediğinden bahsedilemeyecek olup direnme kararı haklı ve yerindedir.”

