Yargıtay 23.Hukuk Dairesi
2016/8908 Esas
2020/374 Karar
23/01/2020
“Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 12.12.2012 tarihli ve 2012/9-1170 Esas, 1172 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere “mülga 1086 Sayılı HUMK’nın 163. maddesi ile 6100 Sayılı HMK’nın 94. maddesi uyarınca kesin süreye ilişkin ara kararının hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması, taraflara yüklenen yükümlülüklerin, yapılması gereken işlerin neler olduğunun açıklanması gerekir. Ayrıca kesin süreye uymamanın doğuracağı hukuki sonuçların açık olarak anlatılması ve anlatılanların tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut kanıtlara göre karar verilip, gerektiğinde davanın reddedileceğinin açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili tarafın uyarılması gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır. Bazı hallerde kesin sürenin kaçırılması, o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, davanın kaybedilmesine neden olmaktadır. Böyle bir durumda, geciken adaletin adaletsizlik olduğu düşünülerek, davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere getirilen kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. (Benzer ilkelere Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 18.02.1983 günlü ve 1980/1-1284 E. 1983/141 K. 22.11.1972 günlü ve 8-832 E. 935 K. 13.10.2010 günlü ve 17-510 E. 485 K. 28.04.2010 günlü ve 2-221 E. 241 K. ve 28.03.2012 gün ve 19-55 E. 249 K. sayılı ilamlarında da değinilmiştir.)
Somut olayda davacı vekilinin mazeretli olduğu için duruşmaya katılmadığı, 06.05.2016 tarihli celsede mahkemece, davacıya bilirkişi ücretinin yatırılması hususunda HMK’nın 94. maddesine uygun olarak kesin süre verilmiş ise de, bu hususta davacı vekiline Tebligat Kanunu hükümlerine uygun meşruhatlı tebligat yapıldığına ilişkin belgeye rastlanmadığı, bu durumda, HMK’nın 94. maddesi hükmüne uygun olarak verilmiş olan kesin sürenin sonuç doğurmayacağı gözardı edilerek davanın ispat edilemediği gerekçesi ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.”

