Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2021/30 Esas
2022/663 Karar
17/05/2022
“Hemen belirtilmelidir ki; HMK’nin 345. maddesi; “İstinaf yoluna başvuru süresi iki haftadır. Bu süre, ilamın usulen taraflardan her birine tebliğiyle işlemeye başlar. İstinaf yoluna başvuru süresine ilişkin özel kanun hükümleri saklıdır” hükmünü haizdir. Buna göre Kanun tarafından istinaf yoluna başvurulması için iki haftalık kanuni (kesin) süre öngörülmüş ve bu sürenin, ilamın tebliğiyle başlayacağı özellikle belirtilmiştir. Dolayısıyla istinaf yoluna başvuru süresi yukarıda da belirtildiği üzere hak düşürücü bir süredir. Bu sürenin başlangıcı istisnasız ilamın usulen taraflardan her birine tebliğiyle işlemeye başlayacaktır. İlk derece mahkemesinin gerekçeli kararı, taraflara kanun ve yönetmeliklerde belirtilen şekillerde tebliğ edilmemiş ise tebligatın bilgilendirme ve belgelendirme işlevlerinin gerçekleşmiş olmasının tebliğ açısından bir önemi bulunmamaktadır. Bu durumda Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesince, ilk derece mahkemesi kararının davacı vekiline 24.01.2017 tarihinde tebliğ edildiği, davacı vekilinin 27.01.2017 tarihinde ve süresi içinde istinaf başvurusunda bulunduğu gözetilerek davacı vekili tarafından ileri sürülen sebepler yönünden de esasa girilerek istinaf incelemesi yapılması gerekmektedir.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; somut olayda ilamın icraya konu edilerek takip talebine eklenmek suretiyle tebligatın bilgilendirme ve belgelendirme işlevinin gerçekleştiğinin anlaşıldığı, dolayısıyla ilk derece mahkemesi kararının takip talebine eklendiği tarih olan 10.01.2017 tarihinin tebliğ tarihi olarak kabul edilmesi gerektiği, aksine durumun TMK’nın 2. maddesindeki dürüstlük kuralına ve çelişkili davranış yasağına aykırı olacağı, bu itibarla Bölge Adliye Mahkemesinin davacı vekilinin istinaf başvurusunun süre yönünden reddetmesinin hukuka uygun olduğu ve davacı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle kararın onanması, davalı …Ş. vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için ise dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.”

