Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
2020/315 Esas
2022/568 Karar
19/04/2022
“Özel Dairece davanın bu şekilde hâkimin hukukî sorumluluğuna dayalı bir tazminat davasına dönüştürülerek görülmesi isabetli değildir. Ayrıca karar gerekçesinde varılan sonucun da HMK’nın 46 ve devamı maddelerinde kabul edilen kurallarla örtüştüğü söylenemez. Çünkü, yukarıda açıklandığı gibi bu tür davalarda hâkimlerin doğrudan sorumluluk davası ile karşı karşıya kalmasını önlemek amacıyla Devlet birinci derecede sorumlu tutulmuş ise de dava sonucunda tazminata hükmedilmesi hâlinde ödenen tazminat Devlet tarafından kusurlu hâkime rücu edilmektedir. İlk etapta sorumlu tutulması gereken Devlet organı da Adalet Bakanlığı değildir. Temyize konu kararda ise hüküm altına alınan tazminatın Hazine tarafından mı yoksa Adalet Bakanlığı tarafından mı ödeneceği belirgin olmadığı gibi rücu sırasında husumet yöneltilecek tarafın hâkim mi, yoksa mahkeme çalışanları mı olduğu da belirgin değildir. Kalem personelinin kusurundan kaynaklandığı kabul edilen zarar nedeniyle tazminat ödenmesi durumunda, yargılama sırasında verdiği herhangi bir kararından dolayı kusuru ve HMK’nın 46. maddesinde sayılan sorumluluk sebepleri bulunmayan hâkime rücu edilmek istendiği sırada başka hukukî sorunların yaşanacağı kuşkusuzdur. Kaldı ki, adli yargı ilk derece hukuk mahkemelerinde yazı işleri hizmetlerinin yürütülmesi sırasında işin birikmesi veya gecikmesinden yazı işleri müdürü ve personelin birlikte sorumlu olacağı Bölge Adliye Ve İlk Derece Mahkemeleri İle Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari Ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 170/2. maddesinde açıkça belirtilmiştir. Bu nedenle yazı işleri hizmetlerinin yürütülmesinden kaynaklandığı ileri sürülen zarardan dolayı HMK’nın 46. maddesine göre hâkimin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir.
Bu durumda öncelikle sadece görev konusunun kesinleştiği dikkate alınarak, davanın hukukî niteliğinin dava dilekçesinde yapılan açıklamalar kapsamında değerlendirilmesi ve davanın kalem personelinin sorumluluğuna bağlı olarak kendisine husumet yöneltilen Adalet Bakanlığı ile davacı arasında görülerek karara bağlanması gerekmektedir. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, eldeki davayı hâkimin hukukî sorumluluğuna dayalı tazminat davası olarak nitelendiren Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi kararının onanarak kesinleştiği, dolayısıyla davanın hukukî niteliğinin de kesinleştiği, bu bağlamda dosyanın Yargıtay görevli hukuk dairesine gönderilmesini talep eden davacı tarafın da bahsi geçen hukukî nitelendirmeyi kabul ettiği, ancak somut olayda HMK’nın 46. maddesi kapsamında belirtilen sınırlı sorumluluk sebeplerinden hiçbirinin bulunmadığı, böyle olanca Özel Dairece davanın bu nedenle reddi gerekirken kabul edilmesinin doğru olmadığı belirtilerek, temyize konu kararın açıklanan bu gerekçeyle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
Hâl böyle olunca, somut olayda iddia ve savunma çerçevesinde davalı Adalet Bakanlığı personeli olan mahkeme kalemi görevlilerinin sorumluluğu tartışılarak, delillerin bu kapsamda değerlendirilmesi ve oluşacak duruma göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup hükmün bozulması gerekmiştir.”

